Saltuk-Sibel-Ankara-Nişan

Nisan 6, 2011 at 12:04 am ("Düm"düz Yazılar, Bir Tezgahtarın Seyir Defteri, Saçmalamalar!, zafromel, İpe Sapa Günce)

Düğünden nişana yazıyorum artık buraya ve bu durum beni aslında üzüyor. Zalım gapital eskisi gibi haytalık yapmamızı engelliyor ve hepimizi başka yönlere doğru fütursuzca savuruyor işte. Çok hislendim efem. Esas olaya geçmeden önce kısa bir özet geçeyim, neler oluyor-bitiyor:

Akın iş yeri bilgilerine iddiayı ekledi, Orçun şu an Dubai’de ve bir ay sonra dönecek, Samet teğmenliğe gün saymakta, Uğur en güzel günlerini yaşadığının muhtemelen farkında değil, Zeyno’yu fesbuhta ata binerken gördüm, İbo askerden döndü, Behiç askere gidiyor, Melis Frengistan’da, Erol’la Didem’e feci özeniyorum, Saltuk nişanlandı.

Ben mi? Aslı ve Altan’a “Gelin haydi yeniden!” demeye hem utanıyor hem de sıkılıyorum, Selçuk’la bu sene hangi rock olayında kesişeceğimizi kestiremiyorum, terfi işim yalan oldu, askerlik kafamı kurcalıyor, bir kız var aklımda muhabbete bir türlü giremiyorum, twittera sardım, örgünü bitiremedim AÖF’ü tüketiyorum, Efe-Eren-Emin-Ömer Faruk adlı şahısları çok özledim, Melis Danişmend’le tanışıp kendisine ilan-ı aşkın kıyısından döndüm, Behzat Ç. izliyorum, muratti içiyorum. Şimdi gelelim yukarıda yazdığım olayların en önemlisine. Sayfayı çevirelim.

Saltuk-Pendik Lisesi

“İlle de bi’ şey olmam mı gerekiyor?” sorularının arasında liseye kaydolmuştum. İyi bir İngilizcem, kötü bir karşı cins sicilim vardı. Pendik’te oturuyordum ve elimde olmadan kendimi Pendik Lisesi’nde bulmuştum.

Pendik Lisesi’ne gitmiş olmamın tek iyi yanı, ikinci sınıfta M. Saltuk İ.’le tanışmamdı kuşkusuz. …ve olaylar gelişti. Şu anki birçok dostumu tanımama vesile olan ilk göz ağrımdır kendisi. Büyük patlamadan önceki gaz sıkışmasıdır Saltuk benim gözümde. Simit-halley-8*4-dartanyan yaka mont vb.

Bu yazı lise koridorlarında başlayan bir dostluğun kısa bir bölümünü anlatıyor sadece ve biraz da yine kısa olan bir yol hikayesini. Hemen başlayalım:

Üstte resmi bulunan adamla yaşadığım anılarımı buraya yazmaya kalksam işin içinden çıkamam ayrıca hala nasıl oldu da bu adam nişan safhasına geldi onu da idrak edebilmiş değilim. Erol’u evlendirmiş olmanın şokunu üzerimden atamadan Saltuk’un nişanlanacağını öğrendim. Hemen yanlış anlaşılmasın sadece eşek kadar olmuş bir sürü adam da olsak büyüdüğümüzün kanıtları olan bu güzel olayları hakkıyla anlamak ve sindirmek garip bir duygu.

Sadede gelecek olursak haberi alır almaz iş yerinden izin aldım. Erol’un komutasında Didem, Behiç, Orçun’dan oluşan ekiple birlikte Ankara’ya gitmek üzere anlaştık ve yol hikayemiz böylece başlamış oldu.

Road to Saltuk’s Engagement 98!

Yolculuğun en gergin adamı elbette bendim. Kimse bana haksızsın diyemez. Pek de geniş sayılmayacak bir arabanın içinde arka orta koltukta Behiç ve Orçun’la kıç kıça yolculuk edecektim. Yukarıdaki fotoğraftan hala durumu çakozlayamayacak kadar astigmatsanız sözel olarak açıklayayım. Behiç denen portmanto omuzlu herif 1.92, Orçun denen Boğaz Boğası ise 1.86. Ben ise bir metre yetmiş iki santimin ırzına zar zor geçebiliyorum. Yerden yüksekliğim yüz yetmiş iki santim! Umarım kafanızda bir görüntü oluşmuştur. Hala oluşmadıysa şöyle bir görüntü düşünün: Sağımda Shawn Bradley, solumda Larry Bird, ortada Spud Webb! İyi zıplamanın kar etmediği bir alandasınız.

Dı roğd:

Sabahın köründe başlayan yolculuğumuz Drunkken Daha Dikkatli Driver 4D-Erol ve farı da yolu da her daim açık olan Temkinli Demir Bükey Didem ikilisinin kılavuzluğunda bir süre geyik yaparak devam etti.

Sıkı çiş ve oldukça harlanan su ihtiyacı sonucu az su, çok snickers alarak faili meçhul bir benzinlikten ayrıldık. Vakitli çıktığımız için yolda mola hakkımızı rahatça kullanabileceğimizi düşündük, en azından öyle düşünmüştük diyeyim. Adam gibi bir yerde yemek yemeyi şavulladığımızdan çoğu yeri pas geçiyor, “Aha da bura iyi bi yere benziyo ya la?” gibi tepkilerimize rağmen Erol sağa girmeye bir fobi gözüyle bakıyordu. Genel olarak diyaloglar aşağı yukarı şu minvaldeydi:

Behiç: Kanka, Hacı Murat Tesisleri 2 Km. ileride sağda diyo, kendin pişir-ye muhabbeti.

Orçun: Açım abi, ete açım, proteine açım.

Didem: Aa aşkım bak şu sağda da bi yer var ama…

Erol: İleride bi yer var bildiğim orada yeriz.

Didem: … geçtin.

Orçun: Açım abi, ete açım, proteine açım.

Behiç: Abi bi yer daha var 5 km. diyo, Öz İskender&kebap.

Erol: İleride bi yer vardı ya adı neydi, orda yeriz. Tuzlu gerçi ama kaç kere çıkıyoruz ki yola?

Didem: Aşkım yav…

Erol: Durun durun bildiğim bi yer var. Hem biraz daha acıkalım.

Didem: …aş geçtin ama ya!

Orçun: Ete açım diyorum, proteine açım diyorum.

Behiç: Boynum tutuldu. Zafer iyi misin abi? Yüzün kızarmış?

Didem: Ama bebişim yaaa!

Erol: Ne?

Didem: Geçtin.

Orçun: Et istiyorum!

Behiç: Olm Ankara’ya geldik lan? Zafer su veriim mi abi?

Didem: Ama aşkım hep böyle yapıyosun ama ya.

Orçun: Et diyorum Erol et diyorum laaan!

Erol: Ankara’da bildiğim bi yer var!

Ankara’ya gelmişken burada anlatmanın gereksiz olduğu bir işimizi hallettik ilk önce. Saltuk’u arayıp buluşma yerini saptadık. Biz buluşma yerine Saltuklar’dan çok önce geldiğimizi düşünüyorduk. Açlıktan kırılmak üzereydik ve ne zaman yemek yiyeceğimiz pek de belli değildi. Orçun Crixus’umsu bir isyan başlattı ve beni de yanına alıp çevrede et arayışına girdik. Çiğ-pişmiş pek fark etmiyordu. Hangi semtte olduğumuzu bilmiyordum fakat semt pazarı kurulmuştu. Şıpır şıpır yağmur yağıyordu ve Orçun’la ben en kahramanca edalarımızla Behzat abimizin memleketinde herhangi paket servis bir lokanta arıyorduk. Aspavayı bulduk. Acil 5 paket aspavayı aldık arabaya dönüyorduk ki Saltuklar geldi. Hevesimiz kursağımızda kalmıştı. “Siz gidin biz dürüm kemircez.” diyemezdik ya. Erol’a arabayı olabildiğince yavaş park etmesini söyledik ve arabanın içinde daldık yemeğe. Didem bir yandan kendi yiyor bir yandan paralel park yapmaya çalışan Erol’a dürüm yedirmeye çalışıyordu. Ben ikinci ısırığı almaya teşne iken Orçun ve Behiç’in çoktan işlerini bitirdiklerini gördüm. Eh, nişan?

Herkes arabadan indi ben zorro edasıyla semt pazarına karşı, yolda beni rahatsız edebilecek düşüncesiyle çıkarttığım kemerimi ve ince boyun bağımı takıyordum. Midemizin derdini bir kenara bırakıp elde çiçek bir centaur edasıyla dört nala eve doğru ilerleyen Saltuk’un arkasına yazıldık. Yağmur biz ahmakları ıslatıyor, ne yöne gittiğimizi bilmiyorduk. Bir ara hızımı alamayıp Saltuk’un önüne geçmişim, beni orada fark etti, göz göze geldik fakat konuşmadık. Bu bakışı bir yerden tanıyordum ben, analitik sınavı ve bilimum her sınav öncesi ortaya çıkan Saltuk Stresi Bakışı’ydı bu. Konuşmak anlamsızdı, görse bile tanımazdı o an beni, sustum. Frene bastım, Zehra teyze ile Ceren’i ayak üstü yalapşap bir biçimde öptüm. Nişan evinin kapısına geldiğimizde Yaşar Amca ve Ahmet Enişte ile karşılaştım. Öpüştük, Yaşar Amca her zaman beni gördüğünde yaptığı gibi şen bir kahkaha attı. O andan sonra ne yaptığımızın ve aslında ne denli kalabalık bir güruh olduğumuzun ayırdına varabildim. Kapıyı açan ev sahiplerinin gözünde garip bir bakış gördüm ve ardıma baktım. Sanki bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yenmiştik üstelik utanmadan çocuklar gibi şendik. Volkan’la Gürkan da bizleydi. Kısaca epey kalabalıktık. İçeri buyur edildik kapıda fakat herkes ilk önce bir diğeri girsin diye düşündüğünden uzun süre içeriye kimse giremedi. En sonunda “Bu fedakarlığı biri yapmalı artık!” diye düşünerek ben daldım içeri ve herkes arkamdan geldi.

Geleneksel durumlar yaşandı. Epik diyaloglar ortaya serildi. Bir ara sigara isteğim ayyuka çıktığından istemsiz diz salınımlarımı Erol engelledi. Resimler çekildi.

Müsaade isteyerek nişandan ayrıldık. Saltuk’la nasılsa uzun uzadıya her şeyi irdelerdik. Gözlerimizle epey konuştuk zaten orada. Sibel’e “Merak etme daha çok yıllar görüşeceğiz.” dedim ve kendimizi sokağa atar atmaz yüklendiğimiz stresi atarcasına dışarıda hep bir ağızdan laçkaca kahkahaları patlattık. Sebepsiz Ankara soğuğunda, vıcık yağmur altında arabaya binmeyi reddediyor ve gülüyorduk. Kısa gibi gelmişti bu ziyaret bize. Tadı damağımızda kalmıştı Saltuk ve Orta Anadolu kompozisyonunun.

Dönüşte artık bir şeyler yeriz diye düşündük. Düşünmüştük. Yani. Yaptık bir hıyarlık, düşündük diyeyim. En son sahibinin isminin İsmail olduğunu tabeladan çakozladığımız bir yerde durduk ve Orçun protein ihtiyacını giderdi.

Manasız fotoğraflar çektik. Sabahtan beri at gibi oradan oraya yetişmeye çalıştığımızdan hep iki fırta akabin söndürmek zorunda kaldığım sigaramı adam gibi içebildim sonunda. Hafif yorgunluk çokça huzur vardı yüzlerimizde. Birbirimizden yeterince nefret ettiğimiz ve Behiç-Orçun ikilisiyle üçlü yapışık siyam göt üçüzü olduğum bir sırada Tuzla’ya vardık.

Yazmayı unuttuğum ve kötü kompozite ettiğim yerler varsa affola. Uzun süredir yazmıyorum unutmayın.

He bu arada: Saltuk, kardeşim, seni çok seviyorum!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: