Büyüksün Büyükada!

Eylül 11, 2009 at 10:43 pm (İpe Sapa Günce)

Her şey doğaçlama gelişti ve çok da güzel oldu. Çarşamba günü kimi sebeplerden dolayı canım sıkkın bir şekilde Taksim’den omzumda çanta çıkmış, askerden izine gelen Komünüm Erol’la buluşmak üzere Tuzla’nın yolunu tutmuştum. Tuzla’ya geldiğimde Orçun karşıladı beni, o akşam iyi-kötü oturduk Didem ve Erol’la birlikte. Milli maçı izledik ve sinirlerim dingildedi ister istemez. Üstelik o gün içerisinde hakem yüzünden kaybettiğim ilk maç değildi. Her ne ise, bir şekilde sızıldı ve sabah oldu.

İşte ne olduysa sabah oldu. Erol bizden (Domuz gibi uyuyan Orçun ve ben) evvel kalkıp Dido’nun yanına geçmiş. Tuzla’ya hep bir kahvaltı yapmaya Onlar’ın yanına gittik ve masada bir fikir ortaya çıktı: Adaya gitmek.

Didem ve Orçun’un “Yahu etrafta fırtınalar kopuyor, tırlar ters dönüyor, köprüler yıkılıyor bre!” söylemlerine karşın Havayı Koklayan Adam Erol “Saçmalamayın, süper be hava! Gidelim gidelim!” diye bastırınca Melis’i de aradık ve voltran tamamlanmış oldu. Bostancı’da buluştuk.

Atladık motora. Motorun tepesinde iki simetrik ve aynı ölçülere sahip yaprak, sabit bir biçimde duruyor, hiç kıpırdamıyor. Erol’la martıydı, yapraktı iddiasına giriyoruz, iddiayı kaybediyorum. Bu kadar simetrik bir biçimde platforma düşebilecek hemi de bire bir boyutlu iki yaprak tanesi olamaz elbette. Acep o garip martı neler düşündü Erol bacaklarından birini alttan iteklediğinde? Büyük ihtimalle alışkındır bu tip insan şakalarına çünkü pek de istfini bozmamıştı.

silüet martı

Büyükada’da iner inmez bisikletleri kiralayıp tura başladık. Orçun resmen çocukluğuna döndü, yol boyu bisiklet üstünde tedir tedir tedirginleşen Melis’i durmadan rahatsız etti. Benim tekerleklerime kozalak fırlattı, çomak sokmaya çalıştı ve fakat beni yıldırmakta muvaffak olamadı. Yine de bisiklet üzerinde ellerimi bırakacağım zamanlarda civarımda olmamasına dikkat ettim.

Görüntü012

İkitekerfobik Melis’i ve farı da yolu da hep açık olan Temkinli Demir Bükey Didem’i bekleyerek, arada kimi su molaları vererek kilisenin yokuşunun başladığı meydanımsı boşluğa geldik. Kiliseye çıkmayı gereksiz kalori yakmanın başka bir yolu olarak düşündüğümüzden meydandaki eşekle Orçun’un hasret gidermesini bekleyip yola devam ettik. Eşek gözümüzde kimi sebeplerden ciddi saygınlık kazandı. Oradan uzaklaştık.

Görüntü014

Turumuza devam eder iken bir şapele denk geldim. Grubu bırakıp bir süre şapelin önünde durdum. Aklıma; o eski İstanbul ve tüm dinden, milletten insanların birbirine karşı barındırdığı, şimdi arasak da bulamayacağımız hoşgörü cömertliği geldi. Kirkor’u, Yorgo’su, Hasan’ı, Hüseyin’i hep birlikte.

Görüntü016

Büyükada’nın cidden büyük bir ada olmasından mütevellit, selelerin de taş kıvamında olması yüzünden kıç loblarımızda oluşan uyuşma ve sancılar bir süre sonra artık iyice ayyuka çıkmaya başlamıştı. Bir tek Orçun ve ben arsız gibi yıllardır bisiklete binmemenin acısını çıkartıyorduk.

oz2

Bir saat süren bisiklet turundan sonra yaktığımız azcık kaloriyi hemen iki kat olarak bünyemize geri katmayı düşündüğümüzden olsa gerek yaklaşık iki buçuk saat sürecek bir ağız idmanına başladık ayıptır söylemesi. Kedi ve martılar doluştu etrafımıza. “Cidden Acayip Kedifobik” Melis’ten kedileri uzak tutmaya çalışırken aslında kedi olan bir yerde Melis’ten uzak durmanın daha iyi bir fikir olduğunu; esen rüzgar dahil her geçeni kedi zannedip ani hoplama nöbetleri geçiren Melis’i gördükten sonra anladım. Bu nöbetler sırasında kimi denize düşme tehlikeleri geçirdim. Kedilerden birine durumu açıklamaya, bizden uzak durmalarının insanı olsun hayvanı olsun tüm ada sakinlerinin huzur ve güvenliği açısından en sağlıklı davranış olacağını anlatmaya çalıştım ve fakat kediyi durdursam da Melis’i durdurmakta pek muvaffak olamadım. Kedi ise atlattığım hayati tehlikeleri kedilere has vakur bir tavırla izledi.

Görüntü022

Kedi benden sıkılıp gitti. Melis’ten kaçarken bu sefer martıya tutuldum. Uzun hava okuyan bir martı geldi, yanımda serenatımsı bir şeylere başladı. Dediğinden pek bir şey anlamadım. Bağıranın kediler değil bir adet tekil martı olduğunu Melis’e anlatmaya çalıştım.

Görüntü023

Ben tüm bu hadiseleri yaşar iken Orçun, Erol ve Didem mutlu mesut adadaki günün tadını çıkartıyorlardı.

Ben denize düşmeyi başaramadan da kalkıp bu sefer tabanvay mini turlar atmaya başladık adanın merkezinde. Sait Faik’in dev resmini görünce üstadı delicesine seven Orçun’a gösterdim. Hemen saygılarımızı sunduk üstada. Başka bir gün üstadın asıl adası Burgazada’ya gitmek konusunda Orçun’la sözleştik.

sfzo1

Çay bahçesine çöküp motor saatini beklerken adanın yerlileri de şehirden adaya, evlerine dönmeye başlamıştı. Bize de yol görünüyordu. Dönüş yolunda 90’lar cukbaksına dönüşen Melis sayesinde Yoncimik ( takayi yomaşiko kombambaa kombambaaa) çoğunlukta olmak üzere, bir çok şarkıya eşlik ede ede Bostancı’ya döndük. Bitmişti ada turumuz.

Uzun zamandır, işten güçten fırsat bulup da arkadaşlarımla böylesi eğlenceli bir gün yaşayamamıştım, hele ki bugünün havasını-suyunu, her şeyini çok sevdiğim Büyükada’da olması keyfimi daha da arttırdı. Bu tip şeyleri planladığımızda nedense yapamayız fakat gayet doğaçlama bir biçimde, şehrin öte ucundaki fırtınaları iplemeden o gün bu beş kişi adaya hem de büyük bir adaya gitti, çok yoruldu, çok gezdi ama bir o kadar da eğlendi. Teşekkürler lan, valla gol atmış çocuk gibi sevindim. Teşekkürler. Hasretle gözlerinizden öperim =)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: