Garip

Ağustos 5, 2008 at 8:45 pm (Saçmalamalar!)

“Her sene diferansiyelden sınava mı girilir .mına koyim?” düşüncesi tüm benliğini evvelki geceden kaplamış olduğundan sabah daha az üşüyerek ve fakat üşümesine ters orantı kaygılanarak zart diye kalktı yurttaki yatağından.

Sınavı saat üçte idi. Fakat kahvaltı yedi ila dokuz arası veriliyordu yurt da olsa askeriyeye bağlılığı gösterircesine. Zaten erken kalkan bir tipti. Sorun değildi O’nun için erken kalkmak.

Göt kadar dolabına sığdırdığı bir dolu ıvır-zıvır arasından şak diye ıvır ve zıvırı hiç rahatsız etmeden çekip aldı havlusunu. Katın umumi lavabosuna yöneldi. İçeriden Hamza’nın burun solosu geliyordu. Öyle böyle bir sümkürme olmadığından hemen anlaşılabiliyordu içeridekinin Hamza olduğu. Hamza’nın burun delik çapı genişti. Hamza ne yapsın?

Hamza’nın ve burnunun tuvaletten çıkışını beklerken elinde açık mavi renkte pis havlusuyla Recep geldi. Günaydınlaştılar. O’nun ardından da abdest almak için gelen Uzun Mehmet. Kısa Mehmet ikinci öğretim olduğundan “Kahvaltısının da .mına korum!” özgür ve de özgün düşüncesiyle horul horul uyumaktaydı. Yurtta kısasından bir Mehmet olmasa dahi diğer Mehmet zaten tek başına “Uzun” lakabını alacak kadar uzundu.

Önce Hamza’nın burnu, sonra Hamza tek sıra çıktılar tuvaletten. Herkes herkesle sonra herkes burunla selamlaştı. Tuvalet sırası bizim Garip’e gelmişti. Fazla uzun sürmedi işi. Elini yüzünü yıkadı. Efendi gibi çıktı tuvaletten. O tuvaletteyken sıraya duhul olmuş Ömer’e bir kafa selamı çaktı, odasına seğirtti. Ayaklarına çorap takıp, kahvaltı için kantine indi.

Erken inmek gerekiyordu kantine. Yoksa tüm domatesi, hadi domatesi geç tüm ekmek stoğunu eritiyordu bu hepsinin babası asker çocuklar. Yurtta kalan herkes bilirdi ki her öğün en ana yemek ekmektir. Bu kültürü edinene kadar telef olan çok nazlı ana kuzusu olmuştur bu masalarda. Bu yurtlarda ve yurtlarla ilgili konularda kıdemli olan Garip’imiz iki ailenin kahvaltısına yetecek kadar ekmeği aldı önüne, yanına domates, zeytin, plastik kapta reçel, krem peynir falan ekinti etti. Çayını alıp, televizyona kıçın-geri bir sandalyeye oturdu.

Sabah görevlerinden birini tamamlayan Garip’imiz ders başına oturmadan önce gündelik görevlerinden bir diğerini daha gerçekleştirmeliydi. Kantinden odaya süzülürken “Yine hemen kalkmayacak pezevenk!” şıklığında iç düşündü. İç düşünürken Ramazan’ın yatağına yaklaşmaya başladı. Artık acımasız olma vakti gelmişti:

– Lan Ramço, Ramço… Laaaaan! diyerek dürtüklemeye başladı Ramazan’ı. “Ramazan! Ramçoo hoop!” şeklinde ısınma hareketlerini tamamladı.

-Hı, ha? Ne var lan? Git başı…mssss.

-Laan? Kalk ibne. Her sabah kaldır diyosun sonra uyanmıyosun. Uşağın mıyım lan ben senin piç!? Kalk.

-Yahu neden kalkiim?

-Bana ne nedeninden? “Yarın kalkınca ne dersem diyeyim yine de döve döve kaldır beni abi.”  diyen sen değil miydin dün akşam?

– Uyiicam ben.

-Nah uyiican kalk lan! diyerek ritüelin ilk tokatını patlattı Garip’imiz Ramazan’ın ense köküne.

– Bak sikicem şimdi!

– Kalk lan! diyerek elini bir daha kaldırdı kahramanımız. Sapıkça bir zevk alıyordu Ramço’sunun ense köküne kondurduğu şaplaklardan.

– Ulan! diyerek sıçradı yataktan Ramazan.

– Heh uyandı.

– Olm ne vuruyon lan her sabah?

– E başka türlü kalkmıyosun. Hadi ben biraz derse bakıcam sen de git bişeyler ye hadi.

– Tamam abi sağolasın.

– Sen de sağol.

Son görevini de yerine getiren Garip’imizin artık kaçışı kalmamıştı. İstemeye istemeye açtı yine defterleri, kitapları, daldı denklemlerin içine. Öğlene kadar öyle böyle çalıştı. Giyinip okula gitti. Orada da çalışır kisvesi altında uzun, sıkıcı oturmalar, çay yanına milletten sigara otlanmalar yaptı. Sınav saati yaklaştıkça gereksiz bir rahatlık içine girdi. Bu rahatlık O’nu gerdi, sinirini bozdu. Vites bozukta sınav sınıfının yolunu tuttu.

Sınava girdi-çıktı.

Yine bombok geçmişti. Ritüel halini almıştı artık bu sınav hayatında. Çok sinirini bozuyordu. Artık sınav hem geçmiş hem de ziyadesiyle geçirmişti. Fazla düşünmeye gerek yoktu.

Gergin bünyeyi rahatlatmak için dahiyane bir fikir buldu. İlk kez bulmuyordu bu fikri. Kendinden tasdikli ve önceden denemesi defalarca yapılmış bir fikirdi bu. An itibariyle “En mantıklı”ydı. Hemen okuldaki en yakın telefon klübesine gitti. Zafer’i aradı. Akşama efendigine erkek erkeğe, adam gibi içme teklifini sundu. Zafer terbiyesizce lap diye kabul etti.

Yine aynı geyikler yaşanacak; Zafer çok boş konuşup az dolu içecek, o az içtiğiyle bile sarhoşluğa sarhoş adımlar atacak kendisi de Zafer’den geri kalmayacaktı.

Bir diferansiyel denklem daha çözülmüştü işte.

Efendigine içildi. Sınavmış, okulmuş halının altına atıldı rakı şişesinin dibi vasıtasıyla. Tuvalet aynasına “Ben sarhoş değilim!” dendikten sonra fonda diskavıri çenıl, sızıldı. Bünyeler rahatladı.

 

                                                                                          Z.A.

                                                                              İstanbul – 07.12.07

1 Yorum

  1. Eren said,

    d^2 x / dt^2 = a

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: