Adalar

Temmuz 20, 2008 at 11:52 pm (İpe Sapa Günce)

 

Tarih Ekim 2006, yer Heybeliada. Bu resimden bir gece önce Erol bende kalmıştı, ertesi gün ise adaya gitmek için Dido ile konuştuktan sonra beni sıkıştırmaya başlamıştı:

– Abi ben şimdi konuştum Dido’yla yarın bizle geliyosun.

– Yok abi ben gelmem. Siz gidin.

– Niye?

– Abi siz gidin işte ben gelmeyeyim. Hem takılın işte iki sevgili.

– Lan ne alakası var? Didem de istiyo gelmeni hem saçma saçma konuşma, geliyosun geliyosun.

– Olm ne işim var benim adada?

– Burda ne işin var, naapçan bi başına?

– Ee ımm ya şey lan bulurum bişeyler sana ne aaa al sevgilini git işte adaya paşa paşa ne beni de sürüklüyosun peşinden?

– Geliyosun o kadar!

– Ya yok ab…

-Sus geliyosun dedim.

– İyi, peki tamam.

 

Zorla tutup götürmüşlerdi beni Heybeli’ye. Daha doğrusu vapura bindikten sonra karar verilmişti Heybeli’de inilmeye. Ekim ayında kimsecikler yoktu etrafta. Adanın yerli halkı arasında direk sırıtıyorduk. Halk da anlamamıştı o mevsimde orada ne işimiz olduğunu. Adayı tavaf etmiştik, başı boş köpeklerden korka korka. Bir köpeğin bize saldırası tutsa Didem Erol’dan da benden de cevval. Garip ve salak salak bakıyordum etrafa yalnız  ve adada olmanın hüzünlü hazzıyla. Hissettiğim şeyi o zaman anlayamamıştım. Hissetmiştim ama anlamamıştım.

Tarih Nisan 2008, yer Büyükada. Bu resimden bir hafta önce adaya gitme kararı alınmıştı. Kadroyu bozmayacaktık (Bak ya kararlı cümleler kuruyorum. İstesek de bozamazdık zaten.) Bu sefer en çok ben istemiştim gitmeyi, haklı olduğumu da gördüm günün sonunda.

 

Heybeli ile Büyükada gezileri arasındaki tarihsel boşlukta binbir türlü olay yaşandı elbette. Çok şey değişti ve değiştirildi. Fakat baki kalan şey o dönem tanımlayamadığım his idi.

 

Büyükada’ya iner inmez bir huzur doluvermişti içime. Bu sefer hem mevsim hem hava şartları daha uygun olduğundan kalabalıktı ada. Vapurda oturacak yer bulamamıştık. O kalabalığın içinde, sesler-gürültüler-görüntüler havada uçuşurken ve biz yemek yer bisiklete biner, yürür, fotoğraf çeker iken Heybeli’deki hissin isimlenmiş hali hep içimde bir yerlerde idi. (Evet içime kaçmış o zamandan beri duruyormuş, ada havasıyla ortaya çıkıyor en aleni hali.) Koca bir yalnızlık! Şöyle en görkemlisinden, derin bir nefes aldırtıp, iç çektirten cinsten. Bi güzel yalnızlık.

 

Elimizin az-biraz kalem tutmasından müevellit, ada havasını da alınca gaza gelmiş idim. Sıralıyordum tasarılarımı:

– Abi adanın yukarısından ev alıcaksın müstakil.

– Eee?

– Bisikletle inicez çarşıya. Herkes eş-dost. Kurulacak rakı sofrası, eski-yeni tüm dostlara, sevgililere içilecek, gaza gelinip bet seslerle sarhoş şiirler okuyacağız. Kör kütük eve bisikletle dönmeyi planlayışımız pedalları tutturamayıp bir iki bisikletten düşme tehlikesi geçirince suya düşecek.

– At mı olm bu zırvalamaya başladın sen yine. Ama yok lan harbi burda ne içilir he! Eee?

– Ya o halde nasıl bisiklet kullanıcaz neyse. Yüklenicez cilalık içkimizi eve götürmek üzere, yolluğumuzu içe içe gelicez eve. Denize karşı oturucaz balkona. O kafayla elde kalem artık ne gelirse. Sonra sızıcaz. Sabah ne yazdığımızı okuruz, keyifleniriz.

– Harbiden he. Gerçi başka birine anlatsan hayale bak der ya daha ne ister insan.

– Muhabbet işte, ötesi mi var?

– Var mı?

– Yok.

– Yok tabi.

– Erol biz içmedik di mi?

 

Didem şaşkınlıkla yukarıdakine benzer diyaloğumuzu dinliyordu. İki ruh hastası ile birlikte adada olduğunun ayırdına vardığında artık çok geçti. Biri kaç yıllık sevgilisi diğeri kaç yıllık arkadaşı.

 

Lafı uzattığımın ve yazıyı saçma sapaklara saptırdığımın farkındayım. Hatta kastındayım. Demem o ki (Ne ki?) bu ada denen varlığın kendisi başlı başına yalın ve yalnız. Kendi türünden bir diğer kara parçasıyla hiç bir bağı yok, olsa bir özelliği kalmaz zaten. En önemli özelliği dağlar onu dört bir yanından. Bu yüzden adalar mütevazidir, pek gurur duymazlar kendileriyle, olur-olmadık böbürlenme nöbetlerine girmezler. Tanımın kıçındaki çoğul ekine bakmayın, her biri ayrı ayrı yalnızdır son tahlilde.

 

Her gittiğin ada tekildir ve sen gitmezsen o sana gelemez. Suyun kandırma gücünü hesaba katmak lazım. En güzeli oturup beklemek suları aşıp gelecekleri.

 

Gereksiz hislenen şairler gibi konuşmaya başladım. Ada işte bu, yalnızlık kanıtı. Köprüsüz diyarlara verilen isim. Yıllardır kullanılagelen bir metafor, su içinde kalmış bir mecaz çeşidi.

 

Tabirleri çoğalır, kendi asla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: