24-30 Ağustos ‘09 Top 10

Ağustos 23, 2009 at 10:49 pm (Zafro Radyo)

1.) Nick Cave & The Bad Seeds – As I Sat Sadly by Her Side

ncave

2.) The Lovin’ Spoonful – Summer in the City

lovin-spoonfuls

3.) Rosie Oddie & The Odd Squad – Cola Coka

rosieee

4.) The Jam – Butterfly Collector

The+Jam

5.) The Clash – London Calling

The+Clash1

6.) The Last Shadow Puppets – Standing Next to Me

last-shadow-puppets11

7.) Fleet Foxes – Mykonos

ff11

8.) The Howling Bells – Into the Chaos

Howling_Bells_1

9.) The Noisettes – The Count of Monte Cristo

noisettes

10.) Pink Floyd – Comfortably Numb

PinkFloyd.Live8.BeforeShow

- yu don’t fiil orrayt

- luk ay fiil orrayt

- yu don’t fiil olrayt

- hey men aa fiğıl orrayt!!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

17-23 Ağustos Top 10 (Headbang Haftası)

Ağustos 19, 2009 at 10:26 pm (Zafro Radyo)

1.) Metallica – Damage Inc.

jjjhh111

2.) Rammstein – Links 2 3 4

11887647

3.) Testament – Sins of Omission

testament

4.) Motörhead – Ace of Spades

Lemmy2

5.) Iron Maiden – The Trooper

steve14

6.) Pantera – Walk

pant

7.) Slayer – Raining Blood

Slayer_-_kerry_king_-_live_2006

8.) In Flames – Gyroscope

InFl_4179

9.) Slipknot – Before I Forget

slipknot

10.) Tool – Cold & Ugly

Tool1

Not: Haftaya daha alternatif bir listeyle görüşürüz. Bek tu dı ruuuuts, bredfeeeeeen yeeaaah!

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Florence&The Machine- Rabbit Heart

Ağustos 16, 2009 at 10:31 pm (Ustalara Saygı Kuşağı, Zafro Radyo)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

10-16 Ağustos ‘09 Top 10

Ağustos 13, 2009 at 10:16 pm (Zafro Radyo)

1.) Rammstein – Sehnsucht

410326

2.) Florence & The Machine – Rabbit Heart (Raise It Up)

florence-and-the-machine

3.) Rammstein – Sonne

60587

4.) Queens of the Stone Age – No One Knows

qotsa

5.) Anouk – Nobody’s Wife

anouk

6.) The Kooks – Sway

theKooks

7.) Sia – Where I Belong

sia

8.) Bat for Lashes – What’s a Girl to Do?

bfl

9.) Metric – Satellite Mind

metric

10.) The Verve – Bittersweet Symphony

verve2

Kalıcı Bağlantı 3 Yorumlar

Pijamalılar!

Ağustos 11, 2009 at 10:15 pm (Bir Tezgahtarın Seyir Defteri, Saçmalamalar!, Ustalara Saygı Kuşağı)

3_picama

Hayat boyu tüm bu saçma kişiliğime zıt giderek yaptığım en mantıklı işler durup dururken hey heylenip soluğu bir kitapçıda alıp hiç hesapta yokken kitap almalarımdır. “DAN!” diye kafama vurur o günün o anı; ayaklarım beni bir kitapçıya ve genellikle de ileriki saatlerde karşıma çıkacak olan o an için o en doğru kitabı bulacağım kitapçıya götürüverir.

Bu cümlenin bir paragraf üzerindeki cümle az biraz girift ve anlam bakımından kimi düşüklüklere yol açmış olabilir ve fakat sevincimden olmayan mantığımı kaybetmiş bulunmaktayım. Hikayeyi başa saralım:

Bugün dört saatlik uykuyla gidip mağazada akşam altıya kadar çalıştıktan sonra paydos edip, çantamı alıp iş yerinden çıktım. Ayaklarım alışkanlıktan mağazadan çıkar çıkmaz istasyona yani sola dümen kırmışlardı ki beynimle ayaklarımın kendi aralarında yaptığı kısa bir görüşme sonucu benden habersiz, oldukları yerde yüz seksen derece açı yaparak sağ olarak nitelendirdiğimiz sol denen yönün tersine yürümeye başladılar. “Hava güzel, güneşin terk-i İstanbul eylemesine saatler var ve en önemlisi kendimi hiç de yorgun hissetmiyorum öyleyse neden ipini koparmış tezgahtar gibi dolaşmıyorumkine?” diye sordum kendime. Kendim bu soruyu çok beğendi. Başladık kendimle yürümeye. Caddeden Kadıköy’e doğru bir koala huzuruyla yürümeye başladım. Kimi mağazalara girdim-çıktım. Girip de çıkamadığım bir mağaza olmaması beni fazla üzmedi. Gerçi şu an çalıştığım yerde en fazla beş bilemedin (Senin bilememen normal ben de bilemedim.) altı ay çalışır çıkarım diyordum fakat iki senedir aynı iş yerindeyim. Zaten mantık olarak girip de çıkamadığın bir mağaza olmalı. Caddebostan’a değin zig zaglar çize çize geldim. Sonra yine kendim, kendime “Neden Kadıköy’e gitmiyorum ki?” demiş olmalı ki kendimi sarı dolmuşun içinde buluverdim. Sonrası, sonrası belli işte Kadıköy’de iniverdim.

Normalde Rıhtım’da dolmuştan inmeyi planlamıştım. Aslında pek planlamamıştım ama öyle planlamışımdır diye düşünürken dolmuş şoförü “Altıyol var mı?” deyince bu sefer kendimi dolmuşun dışında buldum. Biri beni benden habersiz yönetiyormuş hissine kapılmadım değil tüm bu süreç boyunca fakat koy ver gitsin mantalitesi tam da bu soruların kafamda filizlenmeye başladığı diyalektik anlarımda yardımıma koşuyorlardı. Boğa abiye bir selam çaktım, kimi kimbilir kimleri bekleyen kimilerinin yanından geçtim, Bahariye’den yukarı ağır aksak çıkmaya başladım. İşte o an yine o saçma sapan, ayaklarımın beni tutsak alıp her istediğini yaptırdığı günlerden birinde olduğumu anladım. Onlara karşı koymamın herhangi bir faydası yoktu. Sonuçta durup dururken Kadıköy’e kadar gelmiştim, buradan gerisin geri eve dönsem saçma olur “Du bakalım bu işin sonu ne olacak bakalım!” diyerek mantığımı tekrar bir kenara bıraktım.

Bu tip günlerde başıma ya çok iyi ya da “eh kötü” sayılır olaylar gelirdi. En son bu tip bir ayak tutulmasında hiç beklemediğim bir yer ve zamanda hiç beklemediğim bir kişiyle karşı karşıya gelmiş, o kişiyle aslında ne kadar karşı karşıyaymışız, bunu anlamıştım. Buna da kötü denemez aslında, neyse…

Kendimi tamamen vücudumun iradesine bıraktığımdan bir ara kontrolü midem ele geçirdi. Orta Asya ülkeleri gibi zırt-pırt iktidar partisi değişiyordu vücudumun yönetiminde. Mide rahatladıktan sonra yine ayaklar aldı iktidarı. Tutup beni tüm bu saçmalıkları yapmalarına sebep olan kitapçıya bıraktılar ve yönetimi kendi istekleriyle tekrar ufak beynime bırakıp asli görevlerine döndüler.

Seneler önce bir arkadaşımdan alıp okuduğum Rıfat Ilgaz’ın Pijamalılar kitabını bir anda karşımda bulunca sevinçten; yanımda kitaplara bakan, sade fakat şık giyimli, kalem etekli, işten çıktığı beyaz bluzunun açık düğme sayısından belli küt sarışın saçlı hanımefendiyi öpüyordum az kalsın. Bir diğer ihtimal ise ben zaten daha o bayanı görür görmez öpmeyi planlamıştım benden habersiz fakat bir bahane arıyordum. Her ne ise, senelerdir arayıp da nedense bulamadığım kitap karşımdaydı işte. Görür görmez adeta kaptım kitabı. Rafta iki adet daha olmasına rağmen sanki tüm dünya o an petrolmüşçesine bu kitabın peşine düşer diye sıkı sıkı sarıldım kitabıma! Evet o artık benim kitabımdı, gerekirse kitapçıda Tom Hanksvari bir hayat sürdürür fakat Pijamalılar’ı almadan bu binadan asla çıkmazdım. Neyse ki bu tip yugoslav bir duruma gerek kalmadı. Üstelik ayıp değil söylemesi (Her şeyi aldığımı söylemekten utanırım, ukalalık, snopluk sanılır diye korkarım ama kitap aldığımı haykırırım arkadaş, herkes gitsin kitap alsın yeter ki, gelip hiç kimseyi bulamazsanız bana hava atabilirsiniz, egonuzu okşarım!) elimdeki diğer iki kitapla birlikte toplamda üç über kitabı kasaya götürdüğümde kitapçıdaki tüm kitapların yüzde yirmi beş indirimli olduğunu öğrenince daha da bir sevindim. Kasadaki kadına ısrarla kendi kafamda hesaplamış olduğum meblağı vermek istesem de o yüzü gözü öpülesi ısrarla her kitaptan yüzde yirmi beş düştü. Utanmaz gibi sırıtarak çıktım kitapçıdan. Kitapçılara ben mağaza ya da dükkan demem, diyemem. Kitapçılar kitapçıdır, başka hiç bir yere benzemezler, çünkü kitapçılar kitap satılan yerler değil, kitap alınan yerlerdir.

Herkese hiç düşünmeden önereceğim kitaplardan biridir Rıfat Ilgaz’ın Pijamalılar kitabı hatta haddimi aşarak söylemeliyim ki en iyi kitabıdır, klasikleşmiş Hababam’dan bile ötedir benim gözümde. Ülkemizdeki bu sağlık düzensizliğinin nasıl düzelmediğini minibüsle eve dönerken açtığım ilk sayfalarda yeniden anladım. Sağlıktan ziyade bu sistemin topyekün hiç bir zaman düzelemeyeceğinin…

Bir hiciv ustasından, tatlı dilli bir hiciv kitabı: Pijamalılar

Tüm bu garip günü buraya döke saça neden yazdığıma gelince; yürüdüğüm gibi yazıyorum bugün, ondan sanırım.

rılgaz

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

« Previous page · Next page »