sessiz
Ucunu önceden kestirebildiğin daha doğrusu pek bir yere varmadığını bildiğin bir yol bu. Klasik metaforlar, mecazlar ile anlatmak gerekirse bir çıkmaz sokak, kısır bir döngü.
Melankolik olmanın da güzel yanları oluyor. Sırf güzel, olumlu tarafından bakmış olmak için değil sadece güzel olduğu için. Sigarayı bırakmayı şavullasan da; o bohem havadaysan tüm bu kara delik mizahı düşünüp bırakmayı düşündüğün o içi tütün dolu kağıdı daha farklı çekersin ciğerlerine. Gök yarılmış kafana yağıyordur ve bu işine geliyordur.
Hayatında uzakta/yakında olan insanların yaşamlarının nasıl değiştiğine şahit olursun. Yerinde sayarken tüm bu başkalarının durumlarının farkındalığı götünü kaldırsa da içten içe bilirsin beş para etmediğini, çaresizliğin tekrar avucunun içine gelip yerleştiğini, yapıştığını hissedersin görünmez bir şekilde. Görünmez ama oradadır, bilir, hissedersin.
Kavramlar kargaşa yaratır küçük kafanın içinde. Can sıkıcı detaylar. Neyin doğru olduğunun önemi kalmamıştır bir çok insanın özerkçe anlayabileceği gibi. İnsan bir başına saçmalama hakkını kullanıp, delirmek üzere olmanın kıyısından defalarca döndüğünde algı kontrolünü iyice yitiriyor. Aklının gerçekten yerinde olup olmadığını ölçemiyorsun ki? Nasıl ölçeceksin?
Söyleyemediğim şeylerin boşa klavyelenmeleri bu faydasız kelimeler. Byte ziyanlığı. Bir nevi kafadaki çöplerin vücut tarafından ifrazatı.
Hepimiz sadece müstakil duygusal ve melankoliğiz, ayrıca şahısça hepimiz kendi şaşalı romanımızın en bi’ kahramanı, gülüyüz. Hoppa.
Bu aptal, vıcık vıcık, yavşak internet melankolisinden kurtulmanın belirli çareleri var. Piyano! Güzel bir kadın sesi. Umudun bittiği yerde istediğim iki şey. Gerisi teferruat, beynin iç-bükeysel halledebileceği şeyler.
Sessiz sedasız alalım bohçamızı, yine başka bir köye.
scarlet demiş ki,
Ocak 23, 2012 8:39 am
“Hepimiz sadece müstakil duygusal ve melankoliğiz.”
doğru söze ne denir.
bir yandan da tuhaf geliyor bu kadar çok insanın benzer ruh hallerinde gezinip, o ruh hallerinde bu denli yalnız hissetmesi.
zafromel demiş ki,
Ocak 23, 2012 9:44 pm
Yine klişe olacak ama sanırım “paylaşılamayan” ve tam olarak kelimelerle “anlatılamayan” bir his olmasından ileri geliyor bu betimleyememe çaresizliğimiz :) Bir tartı ölçüsü yok ki duygular için. Eski bir arkadaşım “Araf” diyordu bu durum için. Bilmiyorum ben tam çözemedim işte, bu kadar.