20-26 Temmuz ‘09 Top 10

Temmuz 21, 2009 at 11:39 pm (Zafro Radyo)

1.) Maximo Park – Calm

maximo-park1

2.) The Noisettes – Every Now and Then

noisettes2

3.) Tori Amos – Amber Waves

Tori78

4.) Rosie Odie and The Odd Squad – Cola Coka

rotodd

5.) Tool – Stinkfist

tool11

6.) Ladyhawke – Magic

Ladyhawke-01-big

7.) The Kills – Black Balloon

TheKills

8.) Rage Against The Machine – Killing In The Name

ragea

9.) Suede – Everything Will Flow

suede

10.) Metallica – Mercyful Fate

JamesHetfieldFWTBT

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Lefter, Metin, Vedat

Temmuz 21, 2009 at 1:15 am ("Düm"düz Yazılar)

vedatokyar

Normalde bu tip yazılar yazmam. Futbola eskiden aşıktım fakat artık onu ben onu çok severken yine beni terk etmiş bir sevgili gibi görüyorum.

Çeşitli sebepleri var elbette bunun. Bu sebeplerin arasında herkesin kendi çıkarını, şanını-şöhretini düşünmesini, cebini doldurma sevdasını gösterebiliriz. Şu an sahalarda top koşturan futbolcular arasında “Efendi” sıfatını hak eden bir elin parmağı kadar bile adam gösterebilir misiniz? Daha geçen sezon GS-FB derbisinde yaşananlardan, futbolculardan çok ben ve benim mantığımdaki insanlar utanmıştır eminim, hangi takımı tutarsa tutsun.

Vedat Okyar’ın vefat haberini aldığımdan beri bu topraklarda doğmuş biri olarak nedensiz ve gereksiz görülebilecek bir moral bozukluğu içerisindeyim. Sanki bir kale daha devrildi. “Hasta fakat kesinlikle fanatik ve radikal olmayan” bir GS taraftarıyım ve renkleri bir kenara bırakarak sadece benim değil herkesin üzüldüğünü görüyorum. İnternette pek çok kişi pek güzel şeyler yazdı ardından zaten, o kadar güzel ve yerini bulan cümleler ki üzerine ekleyecek hiç bir şeyim yok. Ben daha çok şunu sormak istiyorum size: “Şu an oynayan futbolculardan herhangi birinin ölümünün ardından da acaba Vedat Okyar’ın, Metin Oktay’ın vefatlarından sonraki kadar üzülebilecek miyiz gerçekten?” Elbette umarım geç olur fakat şu an benim aklıma gelen bir kaç isim var ve hepsi de futbolculuktan emekli olmuş durumda: Can Bartu, Rıdvan Dilmen, Şenol Güneş ve benim gözümde özel bir yere sahip Ergün Penbe.

Geçen gün televizyonda Metin Akpınar’ı gördüğümde kendi kendime “Bu adama bişey olmasın lan. Harbi üzüntüden ölürüm.” demiştim sonra aklıma Şener Şen gelmişti. İşime gelmediğinden aklımdan savurmaya çalışmıştım bu düşünceyi ve yakın zaman sonra Vedat Okyar’ın haberini aldım.

Bu saydığım isimlerin hepsi özgün, saygın insanlar, yerine yenisini koyamayacağımız… Fakat hepsinin ortak ve benim onları elimden geldiğince örnek almaya çalışmamın en büyük sebebi ise naiflikleri!

Vedat Okyar’ı televizyonda ne zaman görsem, oturduğum koltukta, uzandığım kanepede gizliden kendime çeki-düzen verirdim. Gazetedeki köşesinde o ufak fotoğrafta bile bir ağırlık, bir saygınlık vardı. Sanki babamın çok sevdiğim; rakı masasına birlikte oturduklarında çocuk halimle anlattıkları hikayeleri can kulağıyla dinlediğim bir arkadaşıydı Vedat Abi. Öylesine naif, öylesine bir “Tanzimat Beyefendisi” Yıllanmış bir şarap misali.

Vedat Abi televizyona her çıktığında yaşım kaç olursa olsun, aynı lafları duyacağımı bile bile babama dönüp sorardım “Baba, nasıl bir futbolcuydu?” “Çok teknik! Defanstı ama çok teknikti, ayak içini kullanırdı. Beckenbauer gibi düşün, aynı O’nun tarzı.” derdi babam her defasında.

2520metin_oktay__7_

Beşiktaşlılar’ın Beşiktaşlı olmakla gurur duymalarına bir sebep bu adam, tıpkı benim Metin Oktay sayesinde Galatasaraylı olmaktan, babamın Lefter sayesinde Fenerbahçeli olmaktan gurur duyduğu gibi. Kızsa da neyi nasıl söyleyeceğini bilir, kimseyi kırmazdı. Hiç bir şeyi kırıp döktüğünü de görmedim bu zamana kadar. Söylediği kimi şeylere katılmayabilirdiniz fakat diğer spor yorumcularına söylediğiniz gibi televizyon başından “Hadi ordan be sen de Vedat Abi!” diyemezdiniz. Şu örnek cümleyi yazarken bile “Acaba kendisine bir saygısızlık mı yapıyorum?” diye düşünüyorum.

lefter

Babam GS-FB maçlarını iki takım taraftarlarının kol kola izlediği zamanları görmüş. Belki de ben bu dönemler bittiği için gidemiyorum stadlara. Karşı takımın tribününde oturanların da insan olduğunu unutmuş durumda şu an ev sahibi takımın taraftarları.

“Metin Oktay”, “Vedat Okyar” isimleri karşı takımın taraftarına da saygı gösterilen bir dönemi sembolize ediyorlar belki de benim kafamda. Bu yüzden bu kadar üzülüyorum.

metin_oktay_can_bartu

Kaan Kural, basketboldan çok basketbolun içindeki hikayeleri sevdiğini söyler hep. Ben de; bir derbi maçından sonra, sahada birbirini yenmek için “Efendilik sınırları içerisinde” her şeyi yapmış iki takımın topçularının, skor ne olursa olsun, birlikte balık yemeye gittikleri dönemleri görmek, o hikayelere tanık olmak isterdim. Şimdiki gibi yenilen takım hangisiyse, tesislere dönerken otobüslerinin taşlandığı bir devre değil!

Lefter Küçük Andonyadis, Metin Oktay, Vedat Okyar. Böylesine efendi böylesine naif insanlar aramızdan ayrıldıkça birer sur daha düşüyor centilmenlik kalesinden, kırılıyor, dökülüyor.

Hoşçakal Vedat Abi! Hepimizin başı sağolsun.

(İyi ki bu sene Bjk şampiyon oldu.)

vo2

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Sinsi Adımlarla İlerlemem Gerek

Temmuz 18, 2009 at 11:25 pm (Saçmalamalar!)

kediiii

Şu an halet-i ruhiyem tam da bu kedi gibi. Artık siz ne anlıyorsunuz bu kedinin bakışlarından bilemem ama…

Yaklaşık bir ay önce çektim sanırım bu fotoğrafı. İş yerinin “Yan taraf” olarak adlandırdığımız yerinde, oturmuş öğle yemeğimi yiyordum. Öğle yemeği dediğim de salam-kaşar-ekmek trio ve bir adet kutu koladan ibaretti. En bi güzel öğün aslında benim için. Neyse afedersiniz ben ekmekten ısırıklar almak suretiyle karnımı doyurmaktayken bir ısırığın sonunda bu kediyle göz göze geldim. Bir an duraladım, ekmek ağzımda ısırılmış vaziyette duruyor fakat lokmayı koparıp bir türlü mideme gönderemiyordum. Kediyle karşılıklı uzun süre o şekilde bakışa kaldık. Kendimi her an farklı hisleri yaşarken buldum. O kısacık sayılabilecek bakışma anında bir an sanki onun rızkını çalmış da hunharca, mahallenin baskın-dominant-kötü kedi şerafettini gibi yiyormuşum gibi hissettim gibi gibi. Sonra düşündüm, düşündüm ve düşündüm. Saatlerce ter akıtıp bu salamlı ve hatta kaşarlı ekmeğimin parasını ben kazanmıyor muydum? Evet tam da öyle yapıyordum. Hatta emeklerim için bırakın salamlı ekmeği bana havyarlı ekmek sunmaları gerekirdi fakat sunsalar da ben salamlı ekmekten vazgeçmem. Düşündüm, düşündüm ve düşündüm. Eşkıya filmindeki Eşkıya-Genç Polis karşılaşması geldi aklıma, Eşkıya’nın anlattığı hikaye: “Bir kurtla karşılaştım, tüfeğime davrandım heman. Artık kimin gücü kime yeterse. Daha gençsin sen, yazıktır sana, hayde git.”

Usulca ağzımı avımdan çektim, telefonumla far görmüş tavşan gibi benim gözlerime kilitlenmiş kediyi ürkütmeden fotoğrafını çektim. Tekrar ekmeğimi avuçlarken kediye korku dolu, tehditkar bakışlar savurdum. Hiç oralı olmadı. Neyse deyip bir ısırık, bir ısırık daha. Baktım hala bakıyor, şöyle sandalyeden kalkarmış gibi yaptım kaçtı gitti hayvan oğlu hayvan. Böylece sokak kedisi vs. yemeğe çıkmış tezgahtar kavgasında kimin galip geleceğini farklı bir skorla cümle aleme göstermiş oldum.

Anarşi her yerde azizim. Bir salamlı ekmek için doğada verilen kavgalardan sadece biriydi bizimkisi. Şimdi o vahşi kedi kimbilir nerede? Gerçi yine bizim oralardadır eminim ama beni gördüğünde sanırım saklanıyor. Artık kimin gücü kime yeterse kedi! Sen daha gençsin, de hayde git!

(Bu da böyle bir anımdır işte.)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

“Deniz”e Özlemim

Temmuz 16, 2009 at 10:07 pm (Saçmalamalar!)

Sinir oluyorum lan herkes tatilde sanki koca dünyada bir ben klima çarpa çarpa kapalı bir kutuda, iş yerinde terliyorum gibi geliyor of. Galiba öyle de sanırım. Klima geçti başıma.

Buradan, oraya buraya durmadan deniz kıyısı pozlarını saçan arkadaşlarıma sesleniyorum:

SİNİR OLUYORUM HEPİNİZE!

Gıcık mısınız lan? Hadi gittiniz tatile neden gözümüze gözümüze sokuyorsunuz? Haftanın altı günü kalkıp işe gitmek zaten bir dert şu temmuz ayında…

Durun bakalım şartlar oluşur, eğrisi doğrusuna denk gelirse Paris’e gitme şansım var işte o zaman yandınız siz. İnternet aleminde dört bir yana 13562 adet foto ve “Zafro’nun Gözünden Paris” “Parisli Zafro” “Zafer Paris’te 2″ temalı albümler dağıtmazsam bana da Zafro demesinler. Ciddiyim sinir oluyorum hepinize.

Neyse… İyi tatiller, döndüğünüzde mümkünse görüşmeyelim, bronz tenlerinizle benim peynir beyazlığındaki Britan tenime nazire yapmanıza dayanamam. Tenimin rengiyle ilgili bir sorun yaşamıyorum fakat herkes bilir ki bronz ten “Tatilimi de yaparım, hayatımı da yaşarım” mesajı vermenin en güzel yöntemidir. Ben ise tişörtümün kollarını sıvasam, amele gibi çalıştığım şu temmuz ayında amele yanığımla dalmaçyalı zebra gibi gezinmek durumunda kalırım ve böyle bir durum yaşansın, insanlar yanımdaki tatilden yeni dönmüş arkadaşımla beni o ufak kafasında kıyaslamalara soksun istemem. Neden mi? İstemem lan işte, o kadar. Ben de elimde kitabım şezlonga uzanmış kaba etlerimi güneşe ısırtırken buz gibi likitler almak istiyorum belki bünyeye, olamaz mı? Benim neyim eksik lan sizden, neden temmuz ayında ve hafta sanki sekiz günden oluşuyormuş gibi altı gün çalışıyorum? Bu soruları kendime sormaktan sıkıldım artık.

Dediğim gibi siz tatilden döner dönmez sakın beni aramayın. Mümkünse eylül ayı bitsin, öyle görüşelim. Şöyle kapişonlular, trençkotlar hafiften ortalığa çıkmaya başladığında paylaşalım kozlarımızı mümkünse.

(Brit havalarını özledim.)

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

“Senden Bunu Beklemezdim”

Temmuz 14, 2009 at 11:21 pm (Saçmalamalar!)

Yukarıda yazan ne amaçla söylenirse söylensin, çok yaralayıcı bir cümledir. Kalıplara koyuyoruz her birimiz bir diğerimizi, bir ölçü birimi var sanki içimizde, metre gibi tartı gibi boyunu-posunu-kilosunu-adamlığını ölçüyoruz karşımızdakinin.

Bu cümleye cevap vermek ayrı zordur. “Benden bunu beklememeni beklemezdim açıkçası.” desen olmaz “Neyi beklemezdin?” desen tam saçmalık “Nasıl yani?” desen sorunun başı-kıçı belli değil, sussan otursan ayrı dert, kemirmekten parmaklarda deri kalmaz.

Ben de kendimden çoğu zaman bölük-pörçük yazılmış, kompozisyon düşmanı yazılar beklemiyorum ama oluyor işte, elden ne gelir? (!)

Şu zamana kadar çok kişiyi hayal kırıklığına uğrattım ve bunun üzüntüsünün yanında nedense garip de bir huzur buldum tüm bu olaylardan sonra. Belki suçlarımı hafifletme arayışıdır bilemiyorum ama kişisel açıdan bakacak olursam (Kişisel bir blogu okumaktasınız şu an değil mi? Benim kişisel blogumu, benim benim!) ast-üst ilişkisi mi tüm o bel bağlanan ilişkiler, türü fark etmez arkadaş olsun sevgili olsun? Askerde miyiz? Herkes de bir albay havaları, en pır pır benim durumları.

Benden fazla bir şey beklemeyin arkadaş ahanda buraya yazıyorum Baki demiş evvel zaman önce:

“Baki kalan bu gökkubbede hoş bir sada imiş – Baki”

Ayrıca hiç bir şeyde gözüm yok biline, muhabbete gelen varsa:

“Gel ne olursan ol yine gel – Mevlana”

“Bu böyle biline! – Köprülü II. Zafro Paşa”

Not: Sinirlendim yine sebepsiz, Türk Büyükleri Ansiklopedisi’ne döndü blog.

Alın size bu durumu dolaylı-dolaysız anlatan bir şarkı, bulun dinleyin, bulamazsanız beni bulun ben size bir şekilde ulaştırayım şarkıyı:

Marina And The Diamonds – Obsessions

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Next page »