Zorla Yazdırıyorlar Arkadaş!

Mart 13, 2009 at 10:23 pm (Bir Tezgahtarın Seyir Defteri)

Malumunuz bendeniz köhne bir dehlizde hödöhödö… Ihhmm. Evet.

Malumunuz bendeniz Londra’da, merkezi “Dünyanın en büyük moda mağazası” olarak litaratüre geçen bir markanın, Suadiye şubesinde “bildiğin tezgahtarlık” görevini yaklaşık mmmm bir buçuk-iki senedir ifşa ediyorum (İfşayı doğru kullandım inşallah.) Bu sebeple istemeden de olsa üzerimde bir modacı-bu işlerden anlar etiketi var, tıpkı türlü edebiyat problemini bana soran arkadaşlarımın bana yüklediği edebiyatçı-ağdalı konuşur bu puşto-laf ebesi/dedesi etiketlerini taşıdığım gibi. 

Tezgahtarlıktan bahsetmek gerekirse kısa ve net biçimde “Zor iş.” ya da “O işi yapmak için az buçuk deli olmak lazım. İki sene boyunca yapmak için deli kelimesinin ileri safhaları için üretilmemiş yeni bir kelime türetip, “o”ndan olmak lazım.” diyebiliriz. Daha uzun anlatımları da var fakat ben ruhuna tezgahtarlık işlemiş ve paso tezgah kurup kaldıran sonra tekrar kuran biri olarak bu kısa betimlemeyi tercih ettim pratik biri olmam icap ettiği için. Ben… Evet ben.

Asıl mesele ise dışarıdan görülen o şaşalı, o pırıl dünyanın kulisinde neler döndüğü. Elbette her iş kolunda bu tip bir durum var. Okul yıllarımda aklımda hiç olmayan bir sektörde çalışıyor olmamın tıpkı bir pilin iki ucu gibi bir pozitif bir de negatif yanı var. Pozitif yanı hiç alakam olmayan bir sektörde tutunmayı başarabiliyor olmam (Şimdi alt tarafı tezgahtarlık diyebilirsiniz ama işin iç yüzü? Öğrenmek isteyenler bana sorabilirler.) Negatif yanı ise: n tane. Hangi birini sayayım?

Normalde işimle ilgili pek bir şeyler gevelemek istemiyordum. Hele ki bana ait olan bir blog sayfasında. Fakat hasbel-kader nette gezinirken bulduğum bir blog beni garip düşüncelere sevk eyledi. Bu sitede nasıl ben zafro isem o sitede de moda cadısı olan bir arkadaş yazılar yazıyor, moda ile ilgili türlü bilgi (Aslına bakarsanız sadece müşteri perspektifinden bakıyor gerçi başka perspektiften nasıl baksın, olaya başka herhangi bir açıdan baksa bu tip bir uğraşa girmeyi düşünmez herhalde.) veriyor. Trendler, yok kim ne giymiş, nasıl giymiş efenime söyleyeyim bu sene yazın kıçımıza ne giyip kışın başımıza ne geçirecekmişiz vb. Sitenin alt kısmına da o klasik hak-hukukla ilgili yazılara benzer bir yazıyı kendince yazıvermiş. “Bu sitedeki fotolarda bulunan ürünlerin hepiciğinin kaynağını veriyorum.” gibisinden. Aslına bakarsanız modadan ne kadar nefret etsem de yine de eli-yüzü düzgün, okunabilir bir site diyebilirim. Takip etmeyi de planlıyorum açıkçası ama elbette farklı bir bakış açısıyla bakacağım o blogdaki yazılara: “Tezgahtar Bakışı”*yla. 

Bu kaynak olayına getirdiği yorumla ister istemez olayın asıl kısmını da bu sefer istemeden belirtmiş oluyor. Moda sektöründe varlık gösteren şirketler de bildiğin şirkettir, kar amacı güderler ve bir şirketin tüzel olaraktan oluşmuş kişiliğinin bu zamana kadar iyi niyetli/huylu olduğu görülmemiştir, görülmeyecektir. Gerisi ise bildiğiniz kapitalizm hikayesi… Sömür, sömür, sonra sıkıl bundan ama sömür yine sömür… Bu iş için kullanılan kelime bile bu kadar iğrenç iken bir de bunu yapıyorlar. 

Sitede gördüğüm bir başka şey ise bir okuyucunun yorumu idi: “Şunu şurada bulabilirsiniz, bunları öbür tarafta bulmak şu nedenden zor o yüzden burayı tavsiye ederim. Ayrıca satış danışmanlarıyla iyi ilişki kurarsanız sizi indirimden biraz evvel uyandırıp kahvaltılık ekmek almaya gönderebilirler.” Bildiğin etüd var içinde, tahlil var, tespit var, olay yeri incelemesi var, fellik fellik dolaşmak var. 

Düşünebiliyor musunuz? Bu dünyada tek işi o mağaza senin bu mağaza benim dolaşan, işi sadece tüketmek olan garip insanlar da var. 

Şimdi gelelim işin iç yüzüne:

Bu ortadaki para nereden gelir?

Elbette ekonomist falan değilim, öyle olsa ekonomik durumum bu kadar b*ktan olmazdı. Kendimce getirdiğim yorumu aktaracağım size:

Şimdi bu tek işi modayı takip etmek ve tek amacı herkesin poh pohunu almak olan insanların parası nereden gelir? Sokaktaki insan gibi düşünelim: Ya miras kalmıştır, ya birden dan diye zengin olunmuştur ya da nesillerdir zaten zengindirler de nasıl olduklarını unutmuşlardır.

Parası olan insanlardan nefret ediyor değilim, parası olup da etrafta bu parayı işe yarayacak zilyon tane yerden hiç birine yatırmayıp, dönüp dolaşıp sadece kendi can sıkıntısını gidermek amaçlı kullanan insanlardan nefret ediyorum. Aslında nefretin yanında onları ayrıca aşağı görmekteyim. (Gel de bunu yüzlerine söyle tabi daha doğrusu söyleyeme!) 

Bu moda manyağı kızların hayat boyu tırnaklarını sadece manikür için oynattıklarını düşündükçe bile konudan sapabiliyorum. Babanın şirketinden gelen para başka bir babanın şirketine gidiyor. Babalar kendi aralarında parayı atıp tutuyor, parayla voleybol oynuyorlar. Aradaki para kaynağı top ise sen, ben, vergi veren, üç kuruşa olmadık işleri yapmak zorunda kalan sermayesi kıt kesim. Cümleleri kafamda tam oturtup kuramıyorum çünkü mağduru olduğum bir olay örgüsünü akademik düzen içerisinde tepeden bir bakışla aktaramıyorum sanırım.

Karşılaştırmalar yaparak gideyim bari:

Büyük çoğunluk SSK, Bağkur kuyruklarında beklerken bu haspalar mağaza kasalarının kuyruklarına yazılırlar. Millet elinde akbil tren, otobüs, vapur beklerken bu haspalar kollarında; tek elinde lüks otomobil anahtarı/malboro layt/cüzdan taşıyan erkek arkadaş-şoförler taşırlar.

Resmin genelini zaten biliyorsunuz o yüzden lafı uzatmama gerek yok. Fakat bu ekonomik adaletsizliğin sonu hiç hayra alamet değil. İnsanları insanlıktan çıkartabilir. Hümanist geçinen benim bile beynime kimi zaman, engel olamadığım, bu saman kafalılara yönelik şiddet içeren fikirler geliyorsa kim bilir düşünmeye çok üşenen insanların aklına genelde ilk başta gelen bu türden fikirler direk nasıl uygulamaya geçmez? (Sinirleniyorum işte, ne dediğimin farkında değilim! Hayır cümleyi düzeltmekle, daha anlaşılır hale getirmekle falan da  uğraşmayacağım!)

 Son olarak şunu söyleyeyim. İster istemez haksızlık ettiğimin farkındayım. Bu insanların rol modellerinin rezillikleri ortada, hayatlarında olaylara başka açılardan bakmak gibi bir açılım bir vizyon edin(e)memişler. Başka türlüsünü görmemişler ki uygulasınlar. Yine de kızmamak elde değil çünkü küçük de olsa bir beyin taşıdıkları aşikar. Keşke biraz çalıştırsalar. Açlık ölümcül değilse bir anlam ifade etmez. Açlığı duyduğun şey her ne ise hayati önem taşımıyorsa…? Acı duymadan, emek harcamadan gelişim de sağlanamıyor ne yazık ki. Yazık hem de öyle yazık ki!

Çok farklı şeyler yazmak vardı aklımda bu yazıya başlarken ama sarpa sardı ben de silip kapatmadım. Ortada kalsın. Daha fazla sinirimi bozmak, konuyu dallanıp budaklandırmak istemiyorum, ben kahve içmeye gidiyorum, bu yazı da böyle kalsın…

*Tezgahtar Bakışı: 1. Anlam: Potansiyel para. 2. Anlam: Bir şey alacaksan al almayacaksan daha vitrinin tozunu alacağım miktirgit! 3. Anlam: Sana yardımcı olmak isterdim ama burada çektiğim çile karşısında aldığım parayı duysan… Evet o elindeki üç çul parçası kadar! 4. Anlam: Öfff. 5. Anlam: İşimi çok seviyorum lan böyle moda, millet giyiniyo, oh ne güzel püfür esiyo (Bknz. Salak) 

Not: Siteyi yapan arkadaşa saygım var fakat yine de düşüncem koca bir zaman kaybı olduğu! İşte site, girmek isteyen varsa baksın. Sanki eskiden bir memlekette straplez olmadığında ülkede kuraklık oluyodu #é!!****#! Ben bu şekilci zevki hiç bir zaman anlamadım, moda sanatmış, peh! Gel sen onu benim şekil olarak güzel olan vintıç kıçıma anlat! (Genel konuşuyorum!) http://modacadisi.blogspot.com/

Uyarı yazısı: Bu sitede bulunan tüm materyaller tarafım tarafından tarafınıza başka taraflardan ya çırpılarak ya da bizzat tarafımdan çırpıtılarak sunulmaktadır. Hak sahiplerine olan herhangi bir borç varsa kendilerine ay başını beklemelerini yoksa benim ay başımın tutabileceğini zart zurt kopiraytıd bay zafro rikords limitıd ediişın direktırs kat ol raytz rizörvd bay zafromel purodakşıns ona göre.

Yorum Yapın