Zaf(Tori)k
İşim ve yaşadıklarım gereği kadınlardan o kadar büyük miktarda (Evet bi okka hesabı var o hissiyatın.) nefret etmem gerekliki, ne siz anlayabilirsiniz ne ben anlatabilirim. Cins bir giriş oldu farkındayım ama artık yıllardır beni tanıyan insanlar olarak da alışmışsınızdır bu şizofrenik manevralarıma.
İşim gereği nefret etmem basit çünkü şımarık cadde kızlarına hizmetten para yükümlüsüyüm. Hadi bu ezikliği geçtik diyelim benim başıma bu dünyada ne geldiyse bu çüksüz mahluklar yüzünden geldi. Bir anda kadın düşmanı falan olduğum yok, yanlış anlaşılmasın ya da anlaşılsın fark etmez. Yaşadıklarıma gelince; o işin uzun kısmı. Anlat anlat bitmez. İlan-ı aşk ettiğim kız “Çişim geldi.” mi demedi yok efendime söyleyeyim bir başka ilan-ı aşk mağdurum cebinden bir elemanın fotosunu çıkartıp “Ama ben hödöden hoşlanıyorum. Olmaz ki.” mi demedi. Türlü salaklıklar işte. Büyüyüp de yaşadıklarımı ise kelimelere dökemem safi hüzün diyerek geçelim o bahsi.
“İşim ve yaşadıklarım gereği” kısmını kısa pasajlar şeklinde geçtikten sonra gelelim işin “İlginç yanı”na. Tüm bu yaşananların ardından klasik bir erkek davranışı olan “İçip içip müzik dinleyerek şarkı sözlerinin srıf kendi için yazıldığını düşünme.” ritüelini hem de her defasında kendime engel olamayaraktan ben de yaptım. Sırf bu yüzden silerdim ”O”nların telefon numaralarını sarhoş olup arayıp saçmalamayayım diye. Kafana kazınmış o numaraları sanki telefon rehberinden silince kendi hafızandan da sildiğini sanmaya çalışmak. Püf tespite bak, kutlayın beni. Nedense bu kadın sebepli (Kötü manada söylemiyorum belki ben bir eşeklik etmişimdir de karşıdaki insan gayet haklıdır. İş sebepli, maddi sebepli vb. şeklinde kalıp olarak düşünün.) ağlamaklı dönemlerin sağundtirekleri hep bellidir: Güzel şarkılar söyleyen güzel sesli kadınlar.
Bir kadının yarattığı boşluğu yine başka bir kadınla farklı bir şekilde doldurmak. Sanki sevgilinin (Pardon eski sevdiceğinin.) telefondaki sesiymişçesine o şarkıları döndüre döndüre dinlemek. Paran varsa içmek, yanında dostun varsa bu ayrılık, kavga vb. muhabbetiyle o dostun kafasının ırzına geçmek. Hep o ilk zamanlarda oluşan ani ve büyük boşluğun, içindeki toprak kaymasının kurtarma ve yol açma çalışmaları. Göçükte kalan bir tek sen olduğun için arkadaşların koşar yardımına. (Yılın metaforunu yaptım!)
Paragraflardır asıl anlatmak istediğim konunun hep etrafında dolanıp duruyorum. Hafif tırsıyorum sanırım.
İyisiyle kötüsüyle kendinizi eleştirdiğiniz zamanlarda kendinize ait yaptığınız tespitlerden birini en yakın arkadaşlarınızdan birinin ikinizin adına dile getirmesi size nasıl hissettirirdi? “Hay ağzını öpeyim!” tepkisini veriyorsunuz ilk önce. Yaşadım da biliyorum. Bir gün Erol’la Gathering’in Saturnine şarkısının akustik versiyonunu dinlerken Erol’dan gelen “Ya peki bi kızın erkeğe söylediği şarkıda biz niye böyle gömçeriyoruz abi?” sorusu yanıtını içinde barındıran bir soruydu tabi. O an Erol’a bir yumruk çakmak istedim çünkü o tespiti benden önce dile getirmişti.
Son zamanlarda daha çok erkek vokalli ya da kadın vokalli fakat o kadar da dip-melankolik yapısı olmayan şarkılar dinlemeye başladığımı fark ettiğimde titredim ve kendime geldim. Arada bir hala titriyorum. Yine, yeni bir sendromu atlattığımızın göstergesi. Halbuki sahil yolunda dolmuşta ilerlerken camdan adaları izleyip kulağımda Sia’dan nameler ne hoştu ya da her seferinde dayanamayıp açtığım “a sorta fairytale”
Elbette hala dinliyorum bu şarkıları, ömür boyu da dinlemek gibi bir planım var fakat bu şarkıların ve onları söyleyen kadınların bana asıl kaybettirmediği (Kazandırdığı değil!) ise kadınların nasıl olursa olsun bir şekilde güzel oldukları fikri. Türlü kadınlar senelerce uğraştılar onlardan nefret edeyim diye ama Tori bir piyano tuşuna bastı unuttum tüm o olanları, geçmiş zaman kipini kullanarak hepsi için toptan bir “Güzeldi.” dedim içimden. Hem o kadınlar hem onlarla yaşanılanlar hem de hepsini farklı yerlerde bana hatırlatan şarkılar, çok güzeldiler.
Baki kalan ise yine ve her zaman olacağı gibi o şarkılar. Ben o şarkıları dinlerken o kadınlar yoktular, hiçbir zaman da hemcinslerinin sesini benim kadar iyi duyamayacaklar.
zaftrik
Not: Çüksüzlere hodri meydan: Nefret etmeyeceğim ulan! Topunuz tüm cinsiniz gelse üstüme tiksinmeyeceğim! Tori var lan arkamda. Hibne mi olayım nefret edip, o kadar salak mıyım? Aseksüel olabilirim belki bi ara ama öyle bi niyetim yok şimdilik. (Şaka len.)
The Komün That Never Comesssssthaaa!

“Özledim belinin dokusunu özledim.” diyerek hisli şairane bir giriş yapmak isterim bu adetki saçmalamama:
Komünümü Özlüyorum!
Sanki oldu seneler görüşmeyeli, maya tuttu biralar dolapta.
Sen ki bir meltem, havada esen rüzgar doğada kişneyen beygir,
Sen ki gözümün nuru, sifonumun onuru,
Sen ki *kapsar Orçun’u. Neredesin sen?
Dediler Tuzla’da yaşıyormuş, yıllar sonra haberin aldım,
Donuyormuş oracıklarda. Bir kutu ev, bir minder.
Olmuş mühendis, gezmiş diyar diyar. Neredesin sen?
Uğruna şiirler yazdığım,
Yazıp yazıp kafiyeleri bir türlü oturtamadığım,
Uğruna virgülden başları döndürdüğüm, neredesin sen?
Özlerim her aklıma gelende, çemçük dudağın gözümün önüne gelende,
Bu şiir de anadoldan batıdan hallice, neredesin sen?
Dönüş yolunda uykun gelir başın düşer, ne zamanki benim eve yakın
Açılır gözler Zafro aklına düşer. Bas orada kapı üstü düğmeye,
Zafro bekler seni evde don-gömlek, babasıyla beraber çay içmeye,
Ve fakat birader yine de söyle: Neredesin sen?
zafro
* Kimi günler eziklik veyahut coolluk durumuna göre (Hani bazı günler vardır böyle hiç hesapta yokken hatunlar keser, herkes bi başka bakar, garip bir elektrik sahibisindir o gün -charming personality for a day- işte o günlerde, ) bir kişinin diğer kişiyi küme gibi kapsaması durumu. Örn: a) Erol> Orçun>Zafer ya da b) Orçun>Saltuk<Zafer b şıkkında zafer=orçun gibi daha da derin tespitler yapılabilinir. Bu durumda bu iki kişi genelde güçlerini birleştirir. Kaynak: Anarchy in the Lojmanlarus
Şehr-i Kadim

Geçenlerde blogun bir parçasında yeni yapılan bir alışveriş merkezine izin günümde çağırıldığımı anlatmıştım hani. O izin günüm pij olduğu için bu hafta üst üste iki gün izin verildi bana. İznin ertesi mağaza indirime girecekti (Bugün! Yani 19′unda. On ikiyi geçtik mi lan?) Girdi de nitekim. Ben ise iznim başlamadan evvel kafada bir güzel hesap yaptım. Dedim iyice yayarım kendimi, bir güzel aylaklaşırım iki uzun gün boyunca. Çünkü dönüşte biliyordumki yılbaşına kadar nefes alamayacağım bir döneme gireceğim.
İznimin başladığı saatlerde akşam eve gelmişim tıpkı okuldan cuma akşamı eve dönmüş gibi. Kahvem-cigarettem kol uzaklığımda, bilgisayara boş boş bakıyordum. Kimseyle konuşmadığım hemesenim de nedense açıktı. Pıt Barış pırtladı alttan, hoş-beş sonunda “Abi af-maf vb.” gibisinden bana kimi okulsal bilgiler verdi. Malum benim bu okuldan mezun çıkmam şampiyonlar liginde cadı kazanı bir gruptan çıkmamdan daha zor (Hemen örn: 1.Torba: Güzelkızspor, 2.Torba: Chelsea, 3. Torba: İnter, 4. Torba: Zafromelspor) Yine de sonradan bir pişmanlık yaşamamak adına gidip neler olduğunu bir görmek istedim. İzin de mundar olursa olsundu. Ve fakat;
“Eren, Efe, Emin gibi üç adamı gördüğün izin hiç mundar olur mu?” diye kendimi tokatlayarak sorasım var tabi. Dördümüzü bir araya getirseniz ortaya (O da fizikteki kütlesel İ. Melih kanunu zoruyla.) toplam 4 Iq anca çıkar. Çok özlemişim hepsini. Her sınav dönemi adamların dersleri başlarından aşkınken gidiyorumki kendilerini doğal ortamlarında sınavlardan ambole olmuş şekilde inceleyebileyim. Huyum kurusun. Eren yine yakışıklıydı ve ders çalışmaktaydı. Emin’in saçları aylardır uzamamakta inat ediyorlardı (Son gittiğimde, üç ay önceki saç uzunluğu şu anki ile aynı.) Efe poker masasında tavuk yiyordu. Doğal ortamlarında izledim onları şimdi ise doğal ortamımda özlüyorum. Dudaklarınızı ıslatın çocuklar her gecenin dört buçuğunda ansızın kapında donabilirim! ( Fatih Ekspresi o saatte iniyor Şehr-i Eski’ye valla menim mir suçum yok.)
Cool Barış ile görüştüm. Okula devam etmemde ısrarcı davrandı sağolsun. Söylediği çoğu şeyde haklıydı fakat durumlar malum, işin o kısmına pek girmiyorum. Pınar’la görüştüm dönüş trenime binmeden önceki saatlerde. Okulumu değil fakat okuldaki arkadaşlarımı özlemişim. Bunu şimdi doğal ortamımda fark ettim.
Eski şehrim olmuş hakikaten Şehr-i Eski. Aylar-yıllar da geçse Eskişehir garına indiğimde hiç yabancılık çekmiyorum, şehirde bana karşı yabancılık çekmiyor. Yabancılaşmıyoruz karşılıklı. Fakat mutlak ve mutlak bir şekilde dönüş trenine de biniyorum o gardan. (Benim bu paragrafta anlatmak istediğim şeyi anlayan olursa lütfen bana da anlatsın. Ne kadar çok kelime ziyan ettim yaleppi!)
Kısaca gittim, gördüm, saçmaladım ve geldim. Çok özlemişim lan sizi nipıllar!
Bugünden itibaren ise kadınlardan (Bir çok, çok, çok fazla, hiyaaağğğ! Her yer kadın!) tarafıma yöneltilen saçma sorular maratonuma başladım. Artık en az bir ay bu böyle gidecek ve ben Manitu’dan sabırlar dileyeceğim. Kimi gelip “Bu neden indirime girmedi?” diye soracak, kimi “Neden bu indirime girmedi?” diye soracak, kimi “İndirime neden bu girmedi?” diye soracak, kimi “Neden indirime bu girmedi?” diye soracak hatta kasarsa birinin “Neden, indirim, bu?” diye neandantel soru kalıpçığını dahi iki dudak arasından pörtletebileceğini düşünüyorum. Hiç aklıma gelmezdi bana eskiden eski şehrimi özleyeceğimi söyleseler. Gülerdim. Şimdi ancak Umut Sarıkaya’msı buruk sırıtmalar yapabiliyorum “O’nu özlüyor musun?” diyenlere. Evet lan özlüyorum o şehri. Sessiz kalıyorum. Böyle adem bademciğim, elma bademciğim öff adem elmacığım bir yukarı bir aşağı yutkunuyorum. Zor oluyor. Aynaya bakıp karşımda benden daha salak birini görünce ancak içim rahatlıyor. Kendi kendime sırtarıyorum. Daha fazla da sürrealistleşmiyorum. Zor oluyor. Salak (gibi) oluyorum.
Not: He şehri sorarsanız hala aynı, değişmek istemiyor inatla. Seviyorum ben bu inadı.
(Ben bir şeyleri fena şekilde özlüyorum fakat daha ne olduklarını tam çıkartamadım. Af buyrun orta yere saçmaladım. Oh be! KEDDDİİİİİ!)
Dünyayı Yaşanır Kılan Şeyler
1.) Tori Amos
2.) Patates Kızartması
3.) Aşık olduğunuz kişinin size aşık gözlerle bakması
4.) Müzik
5.) Müzik
6.) Muhabbet
7.) Pizza
8.) Rakı
9.) Meg Ryan’ın City of Angels’taki gülüşü
10.) James Hetfield’ın Explorer kasa gitar tutuşu
11.) Şener Şen
12.) Ferhan Şensoy
13.) Müzik
14.) Bir güzel şarkı sözü
15.) Anı anlatan şarkı sözü
16.) Deniz kıyısı
17.) Eski şarkılar
18.) Yeni şarkılar
19.) Kendine zarar vermek için seçtiğin yollar
20.) Ayrılık
21.) Sia
22.) Can Yücel’in mal beyanı
23.) Cemal Süreya’nın “Fotoğraf” şiiri
24.) Orhan Veli’nin talihsizliği
25.) Espri
26.) Kara mizah
27.) Dünyayı yaşanır kılan şeyler listesine girebilmesini istediğin şeyler
28.) Nipıl!
29.) Bas gitar
30.) Sıralamaların değişkenliği
31.) Kendini tatmin edebilme yetisi
32.) Kavramların kişiden kişiye yavşaklaşabilme esnekliği
33.) Muhteşem bir film repliği
34.) Bir iki güzel cümle
35.) Hınzırlık
36.) Alkol
37.) Kara mizah
38.) “Losing my religion”ı istisnasız herkesin sevmesi
39.) Küçük çakmaklar
40.) Eve dönüşün kokusu
41.) Şehirler arası trenler
42.) Siyah sırt çantası
43.) “An”lar
44.) An
45.) “Hadi be sen de!” lafının telaffuzundaki estetik dışavurum ve anlatım zırvalığı kompleksi
46.) Kalemler
47.) Beyaz sayfalar
48.) Siyah
49.) Türkuaz
50.) Notalar
51.) Bu kadar çok madde yazabilmem
zafer
Not: Vaktiniz olursa siz de kafanıza göre bir liste yapın, vakit geçsin.
Nasıl Derler?
Nasıl derler? (Kimler?) “Her şey karşılıklı.” Doğrudur bu laf. Düstur, racon, sistem, adını ne koyarsan koy bu şekildedir hayat. Hatta kendine karşı bile böyledir. “Ne ekersen onu biçersin” Değil mi? Peki o zaman nasıl “Tüm genellemeler yanlıştır!”? ( Dört adet noktalama işaretini ard arda kullanarak kendi rekorumu kırdım.)
Çok klişe ve dikkat çekme amacıyla sorulmuş, ilgi arsızı, buram buram bohem özentiliği kokan soru kalıpçıkları olduğunu ben de biliyorum. Farkındayım fakat bu soruların tüm insanların içinde içten içe bulunmasının doğruluk payı da yadsınamaz hani. (Attila İlhan oldum men.)
Kör göze parmak soruyorum size “Statükocu musunuz?” Eminim hepiniz içinizden “Hayır canım saçmalama Zaferciğim beni tanımıyor musun?” demişsinizdir. Yine de içten içe biliyorsunuz oyunu kuralına göre oynamak zorunda olduğunuzu. Kimi sorular sorsam size, sorduğum soruları; bu ülkenin çarpık düzenini-sistemini değiştirecek, insanları bir başkasını sıfatsız sevebilecek şekilde eğitecek hatta dünya barışını bile sağlayabilecek çözüm önerileriyle cevaplandırırsınız.
Ben de sizin gibiyim. Bir sürü uygulamasının nasıl yapılacağı çözülememiş çözümüm var. Çözemiyorum. Dile ve beyine artistik jimnastik manevralarından öte icraatım yok.
Can sıkıcı ve didaktiğim an itibariyle. Sizin gibi. Karşılıklı etiketleşiyorum. “Zafer salağın biri.” Geçen gün sizi bana sordu biri “Mal lan onlar!” dedim. Sizi bana soranı bir başkası bana sordu “Mal o!” dedim. Beni hepinize sormuşlar. Yapılan ankette “Zafer maldır.” sonucu üstün gelmiş. “Mal değneği.” dense yine yırtacağım aslında. Bir sıfatım, bir hedem ve hödöm olacak. Hede ve hödö karizmatiktir.
Beni bana sormuşlar “Mal o!” demişim. Egolarımız tavan yapmış a canlar a dostlar a baylar ve bayanlar ya da daima öyleydiler de şimdi farkına varasım geldi bu gerçeğin.
Siz bu didaktik yazıya yorum yazarsanız ben en egosantriğinden sevinirim. Yorum yazana “Ne kral!” derim. Neden? Ne derler? (Kimler?) “Her şey karşılıklı.” Her iki tarafta da bulundum, biliyorum, bu doğru. Yu leybıld mi, ayl leybıl yu!
Z. A.
Not: Ayrıca alt metinleri gözünüze sokmayı seviyorum. Tam porsiyon satır arası severlere!