Mayanlardan Nefret Edirem #1

Kasım 30, 2008 at 10:27 pm (Bir Tezgahtarın Seyir Defteri)

Direk olarak konuya mı girsem yoksa durumu biraz açıklasam mı ikilemindeyim şu cümlenin içinde. Demem o ki işim yüzünden her manitunun günü öyle “tip”lerle muhattap oluyorum ki bunları bir şekilde ulu orta saçasım geliyor. Bu kısımda yazacağım kimi şeylere inanmayabilirsiniz ama çoğunluğu yaşanan şeylerdir. Kendi kurgum olursa mutlak belirtirim zaten. Hmm nereden başlamalı? O kadar çok saçmalık yaşandı ki… İlk bölümde kendi saçmalığımı anlatayım da savunmam olsun:

Heh mesela benim kadar bütçenizin dostu bir tezgahtar daha bulamazsınız şu koca alemde. Daha bugün bir anne-kız ikilisine zorla çizme satmadım. Kız uzun süredir bizdeki taba rengi bir çizme modelini takipte. Cumartesi akşamı mağazayı arayıp çizmenin modelini bizden iyi bilerek 39 numarasını ayırtaraktan bugün mağazaya geldi. Tanıdığım tipler, önceden de onlara zorla hiç bir şey satmadığım olmuştu. Tipler geldiler. Kız çizmeyi giydi, arka kısımdan “vurma” olarak tabir ettiğimiz ayakkabı talihsizliğini yaşadı. Annesi elbette kızının narin topuklarını ve ayak sağlığını düşünmekte fakat kız mantıklı da olsa bir kadın hastalığı olan ayakkabıyı yine de istemekte. İşte tam burada devreye bendeniz bütçenizin dostu kahraman tezgahtarcığınız giriyor. Neyse kızı aldım karşıma konuştum; “Bak!” dedim “…bacım.” elimi böyle havaya siyasetçi tavırlarında ileri geri sürttürerek “İki gün sonra bu ayakkabıyı geri getirmenizi açıkçası istemeyiz, müşterilerimizin her daim ayakkabı, don, beyaz eşya ne ürünümüz varsa memnun kalmasını, sonuna kadar keyif ile kullanmasını isteriz. Hadi onu geç sizin o narin ayaklarınıza manitu koruya bir zeval gelse ben japon bakanlar gibi kendimi harakiri ederim afedersiniz.”

Ben Yaşar Usta tiradımın sonuna geldiğimde kız ikna olmuş bir şekilde, anne ise gözleri yaşlı “Nasıl güzel bir insanmışsın sen.” diyerek ve hayalinde üzerime damatlık elbiseyi çok yakıştırarak mağazanın kapısına kadar gelmişti. Kendilerini elleri bi güzel boş uğurladım, onlar kapıdan mutlu çıktılar, müdür yardımcım ise kasadan bana “Ulan sen ne biçim adamsın du şu işlem bitsin ben senle ofiste azcuk konuşçam, tezgahtarların yüz karası, en tezgah kuranı!” dercesine bakıyor, bir yandan da 36 beden mor bir trikonun alarmını alarm sökücü aletin dişi bölgesine sokuşturmaya çalışıyordu. Ben mi? Ben ise bir ailenin daha çöküşünü engellemekten ötürü muzaffer bir komutan edasıyla kornerden dönen bir stoper gibi görev bölgeme geri dönüyordum! Mutluydum, görevimi yerine getirmiştim.

Huzur doldum, molamda çayımı-sigaramı daha bir keyifle içtim!

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Askıda Kalan Projeler

Kasım 27, 2008 at 10:45 pm (Saçmalamalar!)

Bir önceki günlük saçmalama parçasında bahsettiğim iş ve de güç yoğunluğunu yazmamdan bir süre sonra;

İzin günüm, mutluyum. Domuzlar gibi uyumuşum. Televizyona boş bakaraktan kahvaltı yapmalardayım, kulak ayarım daha oturmamış, gözler kısık. Odama dönüyorum bir bakıyorum ki Komünüm aramış. Geri arıyorum, hoş-beş derken akşama türlü zorluklara inat buluşmaya karar veriyoruz. Bilgisayarın başına kurulup kısaca hiç bir şey yapmadan yeniden karnımın acıkmasını bekliyorum. Annem günün ikinci öğününü önüme koyuyor. Taptığım program Brainiac’a rastlıyorum. Zıkkımlandıktan sonra keyif sımokingine geçiş öncesi günlerdir çalmayan telefonumda “4 adet cevapsız arama” yazısını görünce elbet kıllanıyorum. Tahminim doğru; işyerinden aramışlar. Geri arıyorum, müdürüm yeni açılan bir alışveriş merkezinde bizim şirketin açacağı mağazaya yardım için bölge müdürümüzün özellikle beni istediğini, kendisinin “Müsait midir bilmemki izinli bugün?” sorusuna “Sen telafi edersin.” yanıtını aldığını, bir planım olup olmadığını, oraya gidebilip gidebilemeyeceğimi soruyor. Anlık bir şekilde köpürüyorum: Tüm şirketin işini biz mi yapıcaz? Geçen hafta da şu mağazanın sayımına gitmiştim. Evet bir planım var hatta üstüm gayet buluşmalık, evden çıkmak üzereydim.

…diyorum. Diyorum da sonuç olarak “Zor Hayır Diyen Çoğunlukla da Diyemeyen Hıyarlar” kategorisinde bir insan olduğumdan “Tamam gidicem ne yapalım?” diyorum. Ben sadece diyorum yine de gidiyorum.

Bizim şirketin takviminde haftalar sekiz günden oluşuyor, yedi gün iş bir gün tatil. Önceki yazıda “…altı gün çalışılır mı?” gibi haddim olmayan laflar etmişim. Onu düzelteyim dedim.

Şimdi gelelim asıl meseleye, birlikte kimi projeler yapmayı konuştuğum arkadaşlarıma:

Aysedune: Senden Fanzin için istediğim sinema yazısını istediğin zaman yazabilirsin. Nasılsa o fanzinin sloganı da zaten “Ne zaman nereden çıkacağı belli olmayan fanzin.” Benden denememi istediğin senaryoyu unutmuş değilim ama o kadar yoruluyorum ki Cadde’nin (Diğer düzgün adını yazarsam arama motorlarında falan çıkar blogum,bunu istemiyorum.) şımarık, altında her şeyi olan ve fakat bir türlü doymak bilmeyen, hayattan aldığı keyif bir elbise bedeninin üzerine tam oturması olan sığ kızlarıyla uğraşmaktan, nefes alamıyorum. Boğuluyorum onların kabinlere sinen terle karışık parfüm kokusu yüzünden. (Evet beyler o dışarıdan barbi gibi gözüken kızların çalımlarına aldanmayın % 70′i kozmetikçilerden çıkmasa da sanırım yine aynı %70′i tiksinç kokuyor. “Hayır kadınlardan nefret etmemeliyim, hayır etmemeliyim, nefret etmemeliyim! ”)

Ayrıca o bahsettiğimiz klibi de çekeceğiz bir gün. Buna inancım tam. Belki kırlaşmış olur saçlarım ama bu da bana daha bi brit karizması katar. Nasılsa peşinde koşuyorum o karizmanın. Tamam mı Aysedune? Sözüm söz!

Benito: Sözünü ettiğin laplupu bir an önce al, al ki inzivadan çıksın inzivada iken dahi kendi sahiplerinin bile durdurmaya gücünün yetmediği tahlil-tespit hastalığımız. Çok gömdük içeri. He ayrıca bovlingde 213 yapman tamamen hayvanlık eseriydi ya da içindeki hayvanın eseriydi bilmiyorum. Tespitleri başlatacağız yakında, klipte kova taşıyanlardan biri de sen olacaksın, sözüm söz! (Bovlinge devam, el duderino!)

Namaah: Komünüm şu fanzin işinin cılkı çıktı. Ne zaman, nereden çıkacağı belli değil. Te ilk başta yazdığımız yazılar Mısır papirüslerine dönüştü. Kiminin üstünde yemek yendi, ketçap lekesi oldu. Çıkaralım lan şunu artık. Başla şu tasarıma. Ayrıca klibin ana ya da baba öğelerinden biri olmak senin bileceğin iş. Cillop Yayın ve Yapımcılık olarak hiç bir şey yayınlamayarak ve yapımlamayarak zaten yeteri kadar aykırı bir yapım şirketi olduğumuzu kanıtladık. Fanzini de ve diğer tüm şeyleri de yapacağız. Sözüm söz!

Arkadaşlarımla yapacağım, dünyayı kurtaracak ve tarihin akışını değiştirecek ortak projeler dışında her gün ve her an kendi kafamda planladığım uzun-kısa hikaye ve yazı ve karakterleri de bir bir dünya vitrinine çıkaracağımı cümle aleme ahanda buradan ilan ederim. Sözüm söz ama sadece söz. (Yok lan söz, valla-billa söz!)

(Si… edin projeleri dostlarım, yüzünüzü görsem manituya şükürler edeceğim.)

“and now you do what they told ya”

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

…kızmaya başladım ama ha…

Kasım 18, 2008 at 12:53 am (Saçmalamalar!)

Yaklaşık bir buçuk sene oluyor. Yani iş hayatına o ya da bu şekilde atılalı beri geçen zaman zarfından bahsediyorum. Daha okul bitmiş değil, sanırım hiç bir zaman da bitmeyecek. Müzmin öğrencilik hayatıma devam edeceğim ömür boyu, yanında da ek olarak işler yapacağım sanırım. Eh buraya kadar her şey iyi hoş da arkadaş haftanın altı günü çalışılır mı? Ben bu işe bir çok şey ile birlikte en çok içki içme paramı denkleştirmek için başladım ya da ben öyle hatırlıyorum. Ben içmek için çalışıyorum fakat çalışmaktan içmeye vakit bulabilemiyorum. Çıldırmak üzereyim.

Ne kadar zaman oldu buraya böyle gelişi-güzel dömi-vole günlük kelimeler şutlamayalı? Sanırım çok galiba yani. Gerçi pek kimse de okumuyor ama olsun inadım inat dötüm iki kanat sayın şu an bunu okumakta olan şanslı mı şanssız mı bir o kadar burayı okuduğuna göre ıssız mı olduğu cümlenin ortası itibariyle hiç önemsenmemesi gereken ey okuyucu!

O kadar vakitsizim ki komünümle görüşemiyorum. Telefonda sevgilileriyle bile konuşurken fenalık geçiren iki huysuz herif sırf görüşememekten mütevellit kulakları uyuşana kadar birbiriyle ahize aracılıklı muhabbetler yapıyorsa durup düşünmek gerek. Düşünmek gerek de işten vakit kalmıyor. Sadece ben çalışırken en azından Erol benim boş günümü kendi boş günü ilan ediyor ve muhabbete içkiyi meze edebiliyorduk. O da çalışmaya başlayınca mıçtık. Göremiyorum lan, gül cemaline yüz süremiyorum ve ayrıca ben şu an ne diyorum? Resmimizi koyayım bari.

ozledim

Çok pis oyuna geldik, yıllardır küfürler ettiğimiz o büyük çarkın küçük vidacıklarından olduk habire dön babam dönüyoruz. Yeter arkadaş. Oh!

Tüm sosyal hayatım Orçun’la birlikte haftanın Orçun açısından boş olan gecesi geceyarısına yakın saçma sapan bir saatte bovling oynayıp dönüşe sıcak çikolata içmek. Hayır, Orçun da ben de farkındayız olayın. Ben işyerindeyken telefonuma bir mesaj gelir. Akşam Orçun arabayla gelip beni evden alır, bovlinge gideriz. Bir bilemedin iki el atıp doğru sıcak çikolata içmeye. Tüm bu sırf olsun diye yaptığımız aktiviteler sırasında birbirimizin suratına bile bakmıyoruz. Gerçekte de birbirmizin suratına pek bakmadık sanırım. Adamla yıllardır biraradayım ama çektiğimiz fotolardan birbirimizin suratlarını tanıyoruz. Bakın burada da aynı durum söz konusu. Bakmıyoruz. Görevimiz bu bizim. Eskort espri makineleri ltdşti hede.

olaybrittirabi

He işyerinde de eğlenmiyor değilim. Molalarımda yan tarafımızdaki ufak bahçemsi yerde (Ufacık bi yeşil alandan bahsediyorum.) içtiğim poşet çayın poşetini yanıma bırakıyorum. Karıncalar poşet çaydan toplaşıp sanki Afrika kırsallarında zebralarmışçılık oynuyor, çember yapıp su içiyorlar. Az ilerideki ağaçta ikamet eden karga ailesine simit-açma ne bulursam onlardan bırakıyorum. Ace Ventura gibi oldum şerefsizim. Evet şerefsizim. Ve ayrıca sırf yazmak için sırf buraya devam edebilmek için yazıyorum.

Çok sıkıcı olmaya başladı len bu döngü. Bu kadar da aynı dönülmez. Isınma turu olsun bugün bu satırlar. Takat kalırsa devamı da gelsin inşallah maaşallah ve seni seviyorum Kate Nash! Arivederçi efenim, işten vakit kalırsa görüşmek üzere.

sinyor

Sia!

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum