10 Adımda Zafer Olma Yolları (Samet)
1.) Otobüs beklemekte iken beklemeye dayanamayıp sigara yaktığın anda ufukta otobüs gözükmeli.
2.) Lanetli olmalısın aksiliğin zilyon çeşidi senin başına seri bir şekilde gelmeli.
3.) İrlandalı kafa yapın olmalı. Alnın, reklam firmalarının ele geçirmek istediği istanbuldaki en değerli billboardlardan biri olmalı.
4.) Maynard taklidini senden daha iyi kimse yapamamalı.
5.) Tombi ve toz nesquik fanı olmalısın. Toz nesquiki kaşık kaşık tüketmelisin.
6.) Bir Anti-konami ile aynı evde yaşayıp, evi konami üssüne cevirme gayretine ve yeteneğine sahip olmalısın.
7.) Ferhangi sıradan şeyler hakkında eğlenceli tespitler içeren yazılar yazabilmelisin.
8.) 80lerin imgelerle dolu, acı dolu çocukluk yılları espiri anlayışının gelişimindeki en büyük koz olmalı.
9.) Keane ile aranda hayretler uyandırıcı bir benzerlik olmalı.
10.) Kuzenin sametin en sevdiği adam olmalısın. Varlığın da yokluğunda yetmemeli.
(Ro!) Samet (Ro-Ro!)
Not: Benim Samet için yazdığım maddeleri o kendi blogunda da halka duyurmuş. Benim neyim eksik, sorarım? Ahanda bakınız:
http://xguilty.wordpress.com/2007/08/12/10-adimda-samet-olma-yollari-by-zafer/
arzu gızı
Baldan tatlı bir türkü olan Arzu Gızım isimli eserle ilgili kuzenle aramızdaki gayet gereksiz ve saçma sohbeti paylaşmaktan onur duyarız : )
NOT: Konuşmanın boş gözüken kısımlarında kahkaha atan ne vere vuran smilelar bulunmaktadır.
zafromel says:
ah benim arzu gızım
zafromel says:
ahahah nasıl laf ya bu
zafromel says:
zafromel says:
arzu gızım
guilty says:
zafromel says:
arzu nesnem gibi
guilty says:
guilty says:
ahahahahaha
guilty says:
arzu gızım
guilty says:
sexshoptan alınmış gibi
guilty says:
zafromel says:
arzu gız
zafromel says:
130 ytl
guilty says:
guilty says:
ahahahahaha
zafromel says:
“Her türlü arzunuzu yerine getirir!”
zafromel says:
sloganı da
guilty says:
ahaahahaha
zafromel says:
zafromel says:
arzu gız nesnesi
zafromel says:
vay be
guilty says:
ashahahahaha
guilty says:
olm bununla ilgili yazı bile yazılır lan
guilty says:
ahauhauhauahauhaa
zafromel says:
evet
zafromel says:
dünya üzerinde iki tür kız türü vardır azerilere göre
guilty says:
:D
guilty says:
gerçek gız, arzu gızı
zafromel says:
1.) fikrinden geceleri yatabilmirem dedirtenler
2.) ay menim arzu nesnesi gızım dedirtenler
guilty says:
guilty says:
guilty says:
hacı bunu sen yazıcaksan bir an önce yaz
guilty says:
yoksa ben yazarım tutamam kendimi
zafromel says:
yoksa sen mi
zafromel says:
guilty says:
koyucaam foto bile gözümün önünde
guilty says:
zafromel says:
tamam yazarım ben
zafromel says:
zafromel says:
ya da ortak girişelim hacı
zafromel says:
güzel insan hesabı
guilty says:
heh süper ewet
zafromel says:
çünkü birimiz yazsa yazık olur
zafromel says:
diğerinden de bomba replikler çıakr falan
guilty says:
lan olm tamam işte direk bu kanvırseyşını yapıştırız
guilty says:
ahahauahuahauha olm foto bomba ama
guilty says:
bi şişme kadın koyalım
zafromel says:
guilty says:
arzu gızı! kdv dahil tam 59dolar 92cent
guilty says:
zafromel says:
mfdşnfanşasndf
guilty says:
memnun kalmazsanız ürünü 1 haftai çinde iade edebilirsiniz
guilty says:
hemen arayın
zafromel says:
şahta 42 derecede bile gevşeyebilemez aybalam müşteriler
guilty says:
tvdeki kolpa shoping teknikleri
guilty says:
zafromel says:
arzu gızdan memnun galdın mı mahsun?
-son damlasına kadar.. menim özümü yahşiiirrtttii
guilty says:
guilty says:
ahahahahaha
zafromel says:
-yarınlara umutlan makamilirem
guilty says:
fantezi mi istiyosunuz? threesome mı seviyorsunuz? inanılmaz kampanya!
arzu gızını alana yanında ay gız sadece 10$
zafromel says:
-robert de niro, al paçino gibi ünlülerin yataklarını süsleyen arzu gızı artık hezerbeycanda! müjdeler olsun
zafromel says:
dsnfiasndfia
zafromel says:
ay gız
guilty says:
guilty says:
olm memnun kalmazsanız ne demek
guilty says:
ahauahuahauha
guilty says:
koptum
guilty says:
düşünsene arzu gızı reklamında memnun kalmazsanız geri gönderin dio
guilty says:
guilty says:
türkiyede şişme bebek için bile namus cinayeti işlenir
zafromel says:
amdsifjnasifnasidfiasdfiasd
guilty says:
ahahahahaha
BİR NOT DAHA: Yazının başındaki fotoyu bulmak için çalışma yaptığımız sırada karşımıza çıkan bir haber ölümcüldü. Tıklayın okuyun efendim : D
Battaniye
Bir ırmağın kıyısında, battaniyeye sarılmış bir çift! Üşüdüklerinden değil, güneşin yeni doğmakta oluşundan oluşan ayazdan hiç değil! Sırf bir battaniyenin altında güneşin doğuşunu birlikte izlemek için battaniye altına konuşlanmışlar.
Kızın gözleri gülüyor! Kızın neresiyle güldüğü fark etmiyor! Dudakları kadar güzel gülüyor gözleriyle, oğlanın gözüne gözüne. Kıçıyla da gülse kız, bir şey değişmiyor. Çünkü oğlan kızın kıçını çok beğeniyor!
Birbirini mıncıklama devirleri uyumadan geçirdikleri gecede kalmış. Eller rahat ve uslu duruyor. Fakat gözler birbirinin içine girmiş. Birbirini mıncıklıyor. İki göz bir diğer iki göze çok güzel bakıyor. Gözler birbiriyle sevişiyor!
Derken çocuk ellerini kızın alnına düşmüş perçemine götürüyor. Sıyırıveriyor yüzünden. Kızın yüzü güneşten daha güzel parlıyor esas oğlumuzun üzerine. Perçemi artistik bir hareketten sonra bir kenara atan esas oğlanımız aynı elini bu sefer kızın boynuna götürüyor. Tam öpeceği sırada battaniye tamamen kendi iradesiyle kayıyor. Olsun diğer eli boş oğlumuzun nasılsa. Diğer elle kayası gelen battaniye çatı misali tutuluyor çiftimizin üstünde kalsın için. Hiç üşümeseler de battaniye altı oturmalar seviyor çiftimiz. Kime ne?
Güneş doğuyor kızın yüzünden oğlumuzun yüzüne doğru. Hangisi şaşırıyor çocuk. Zaten şapşal olan esas oğlanın şapşallığına şapşallık ekleniyor kdv dahil.
Dudakları ıslanıyor ikisinin de. Uzun uzun doğuyor güneş. Bir o kadar uzun uzun öpüşüyor bizimkiler.
Güneş doğuyor tüm dünyaya ama en çok da bizim şapşal oğlanın üzerine.
Hayatının iki güneşi el ele vermiş esas oğlanımızın. İçini ısıtıyorlar. Yanaklar güneş, dudaklar güneş. İki güneş birden öpüyor.
Oğlumuz pek mutlu içten sayıklıyor:
-Bu sabah güneş ne güzel doğuyor!
Z.A.
Su Perisi‘ne ithafen.
Tarihsiz, tarifsiz…
Varsayalım Bu Zafer Yok!
Yazıya, kafadan bu adam hakkında hakkaniyetiyle, layıkıyla bir yazı yazamayacağımı belirterek giriyorum ki siz de benim bu adamı neden idolüm olarak gördüğümü daha iyi kanıksayın.
Çok “Benmerkez-Oysa Ben” bir yazı olsun istemem. Olursa da affeyleyin gitsin. Asıl amacım üstada bir saygı duruşudur. Bu saafi salak günceyi ziyaret etme inceliğini gösteren az sayıda arkadaşımı Ferhan Üstad’la tanışıklıkları fazla değilse zorbalıkla dahi olsa “Ferhan Şensoy’a hemen gidin aşina olun ulan!” diye pis pis uyarmak niyetim. Neyse sadede gelelim.
Ben de Minur Özkul dışında, herkes gibi bir zamanlar küçüktüm, ufacıktım, top oynardım, acıkmışlığım da görülmüştür. Hani hep kullanılan bir deyim vardır: “Ben kendimi bildim bileli.” -ki bu ömrünüzde hiç hafıza kaybı geçirmemişseniz çocukluğumuza dayanır, buna en çok Freud sevinir.- şeklinde. Ben kendimi hiç bir zaman bilememiş olsam da bilmeme yakın dönemlerde “Varsayalım İsmail”le tanıştım. Amcam Devekuşu Kabare’yi, Ortaoyuncular’ı takip eden, Gırgır okuyan bir adamdı ve ben de bundan nasibimi aldım. İyi ki de almışım.
Nev-i şahsına acayip münhasır, yaptığı işlerde özgün kere özgün olan bu huysuz adamın hayatı da ayrı bir serüven. İlginizi celp ederse Kalemimin Sapını Gülle Donattım adlı otobiyografisini okuyabilirsiniz. Ansiklopedik bilgilere de girmek istemiyorum. Eğer siz istiyorsanız Ortaoyuncular‘ın sitesinden bu bilgilere de ulaşabilirsiniz. Böyle de bir kıyak geçiyorum size hani.
Gelelim benim Ferhan Usta’ya olan öykünmemin başladığı yıllara. Çoğu okul/sınıf/servis arkadaşımın horuldayarak fosur fosur uyuduğu saatlerde ben amcamla oturur Varsayalım İsmail’i izlerdim. Anlamasam da, espriler büyüklere göre olsa da beni çeken bir şey vardı. Başından kalkamıyordum.
Sonra işi büyüttüm. Kendimce okul servisinde arkadaşlarıma teatral “Varsayalım Zafer” figürleri sergilemeye başladım. Broadway’in kapıları sonuna kadar açılmıştı bana. Daha o yaştan belliydi züper-hiper bir yetenek olduğum fakat Broadway’den bii-haberdim. Bırakın Broadway’i, sahneye ilk çıkmışlığım, bir 23 Nisan müsameresinde, suratımda annemin hazırladığı kartonet üzerine fındık temalı maske ile tüm okul karşısında benim gibi çeşitli meyve/hububat çeşnisi gibi duran sınıf arkadaşlarım arasında dik dik dikilmemden ibaretti. Ortaokul yıllarında pek başarılı bir sunucu idim ve fakat üzerine düşmediğim için benim gibi bir cevher soldu gitti.
Fecii kaptırmıştım kendimi varsaymaya. Hayalgücü alıp gitmişti kendini beni arkada bırakıp ardına bile bakmadan. Servisteki arkadaşlarımın da bi b.k anladığı yoktu ama sırf sırtarıp duruyorlardı işte benim şebek varsayımlarıma. Ben de zaten ne anlattığımın farkında değildim. Gayet önlük-yaka kompozisyon içinde saçmalıyordum. Kimi de saf gibi ciddiye alıyordu beni:
-Bak Hasan, servisimizin hayat ışığı! Varsayalım bu servis yok. Sen ve ben ayrı kıtalarda sörf yapmaktayız. Yarın Gorbaçov gelecek bize. En iyisi mi sen yok ol.
-Ya şu dergideki 18. üniteyi ödev verdi hoca. Yaa..
-Varsayalım ödev yok Hasan. Bu o kadar da zor değil açıkçası değil mi? Dene bi bakalım.
-Annem öğretmenin ne derse onu yapacaksın dedi.
-Hasan delirtme beni. Varsayalım yok o dergi! (Böyle diye diye dergiyi okulda unuttuğum çok olmuştur. Bilinçaltı sebepli midir? Bilinmez.)
Bu ve fotokopisi diyalogların hepsini hatırlamama imkan yok elbette. Fakat daha ilkokul olduğumuz için ezilmeyelim diye bizi beş dakika erken salarlardı zaten. Serviste uzuuuun bekleyişlerde ciddi ciddi onar on beşer dakikalık performanslar sergiliyordum.
Kimsenin umrunda değildi. Ben onlar umursuyormuş gibi varsayıyordum. Bir umuttu varsaymak. Hala da öyle. Alışkanlık işte benim hayatımda bu varsaymalar. Saate bakmak gibi bir şey. Mesela şu an hala buraya kadar okuyup da sıkılmadığınızı varsayıyorum ulan sayın okuyucu! (Gördünüz mü? Bu konuda başarılıyım.)
Sonra ergenlik dönemleri geldi elbette. Tiksinç evreler. Konuşmada güçlük. Gırtlağın en olmadık yerlerde tizden bas sese bastan tiz sese geçişiyle cebelleşme. Bir nevi her insanın gollumlaştığı zamanlar.
Kitaplarını okumaya başladım ustanın bir sonraki evrede. Okudukça öykünmem artıyor, konuşmalarımı anlamayan tiiineyç kızları inanılmaz hor görüp, aşağılıyordum. O saçma salak dönemlerin hezeyanlarını, acılarını hep o altın, akıl kokan Ferhani cümleler aldı götürdü. Acil yardım çantası gibi bir şeydi. Yine üstadın bir kitabını kendisine imzalatma şansını bulmam aynı aynaya düşman dönemlerimde olmuştur.
Sonradan elbette bir insana bu kadar çok öykünmenin, özenmenin, tapma sınırlarına gelmenin tehlikelerini görüp bir geri çekilme yaşandı bünyede. Ama içime sinmişti bir kere. Kürkçü dükkanı gibi hep aynı yere döndüm. Aynı laf cambazlığı özentiliğine. Şu an şuraya yazıyor olmam bile, bunca saçmalık saçmalamış olmam bile Ferhan Şensoy’dan, Ferhan Şensoy’un haberi bile olmadan aldığım cesarettendir.
Bu, psikolog misali çocukluğuma indiğim, derin hezeyan dolu, küçük emrah komplekslerimi inci inci masa örtüsüne döktüğüm yazı, bir çok hayatı yaptığı işlerle, keskin zekasıyla etkilemiş bir adama saygı duruşudur. Ferhan abi?
Ferhan Şensoy: Efendim?
Zafer: Nasılsın abi?
Ferhan Şensoy : İyiyim sağol da sen kimsin ulan? Benim ne işim var senin beyninde?
Zafer: Varsaydım abi. Ama istersen aynen geri varsayarım, bu Zafer hiç hayatınızda olmadı. Bu kelimeler klavyelenmedi. Şu an sabaha karşı uykusuz bir vaziyette bunları yazmıyorum diyelim.
Ferhan Şensoy: Fevkalade olur siktir git başımdan, yani olmadı sen beni siktiret başından ki işime gücüme gideyim. Biliyorsun işli, güçlü ve hatta sinirli bir adamım.
Varsaydım bir gün yazar oldum (Müsvettesi olsam bile ne ala.) suçlusu bu adamdır.
Kendini kandırmak güzeldir…
Varsayar Zafer Kusura Kalmayın
