Gel de Yazma
<-Ahanda tıkla resmin üstüne daha yakından gör!
Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Çoğu zaman olur bu evet. Bilemem nereden başlayacağımı ve ikindi rüzgarında ben, evet ben, bir tay gibi süzülürüm yelelerim üzerinde yelkenler.
Her ne ise efenim. Bu resim üzerine tespitler yapıp, boş bir iş yapmak amacım. Resim zaten kendini yeterince anlatıyor. Yazdıklarım kambur olacak ama olsun. Yazarım yazarım. O, ne grotesk ne barok, ne gotik, ne helenistik olan dönemden geçtik kuzenle. Uzun bir yoldu. Gam-gasavet dolu.
Şimdi “Bu resmi buraya koymuşsun. Hani çocukluk falan şirin, sempatik gözükmeye mi çalışıyosun?” diyebilirsiniz. Zaten siz her daim bir şeyler dersiniz. Fakat amacım o resimdeki 80′lere ait imgelem ve denklemlerin yaklaşık 15-20 sene sonraki yansımalarını size yansıtmak, yansıtılan şeyi yine yansıdığı yere geri göndermektir. Sizden yansırsa ne ala. Ben kendim ve kuzenim Guilty adına söylüyorum. Bizde yansımadı. İçimize kaçtı! Mahvolduk ulan senelerce! Neyse… Hadi buna da neyse.
Şimdi fotoğraftaki bazı noktalara dikkatinizi çekeceğim. Madde madde yazmayı uygun gördüm, size sormadım. Ne? Yazının başından beri agresif miyim? Sana mı soracağım? Okuyuculuğunu bil! Efendi efendi okuyacaksanız okuyun adamı hasta etmeyin. “Dan!” diye maddelere geçelim:
Fotoğraftaki Canlı Varlıklar:
Mavili, Kucaktaki Haydut Kılıklı, Japon Anime Duruşlu: Guilty
Yaşamından Bezmiş Elde Biberon Kucakta Torun Kompozisyonuyla: Ekşın Avni (Sonradan bu rolüyle Altın Küre Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülüne de layık görüldü. Aynı zamanda Stunts-Sen Sendika Başkanı’dır.)
Kırmızılı, Kuzenin Tabiriyle ”Kenan Doğulu Gülüşlü Velet”: Zafromel
Fotoğraftaki Cansız Varlıklar:
Bir Adet Battaniye: Her evde olan kaplan desenli, pis kahverengi rengiyle gecelerimizi ısıtan o eşsiz, satış rekorları kıran efsane.
Bolca Minder: Güz yaprakları temasını yıllarca evimizde yaşatmış olan güzide, ne kıç altında ne sırt arkasında durmayıp fıy fıy kayan minderler silsilesi. (Hayatımızı bitirdi şerefsizler.)
Sandalye: Efendim bu sandalye özel bir tür. Notır Dam’ın Kamburu’nun damda rahat oturması için tasarlanmıştır. Tasarımcının tasarıyı yaparken sarhoş olduğu ve kendisinin 1789 yılında Paris’te yaşadığını zannettiği Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde kendisiyle yaptığımız röportajda açıkça kendisi tarafından belirtilmiştir. Kendisi kısaca: “Hayatımı bitidü o sandalye. Kaç kişinin evinde benim yüzümden huzursuz olduğunu düşündükçe deliriyorum. Hiyaaaa hiyaaa yine geldi yine geldiii!…” beyanatını vermiş, ardından kendisine İsiin adlı hasta bakıcı tarafından hunharca basılan iğne ile bayıltılmıştır.
Takvim: Sizin ilk başta dikkatinizi çekmemiş olabilir. Benim de çekmemişti korkmayın. Ama sağ üstte o fermanımsı biçimde tasarlanan takvimlerden var. Belki Mekke resmi de olabilir ama kuvvetle muhtemel o bir takvim. Beladır o yapı. İki adet aynı boyda -ki mahallenin çocuklarının boş inşaatlardan çalıp oynadıkları borular ebatında olması gerekir- uzun iki sopanın arasına gerilen bir adet bezimsi cismin üzerine işlenmiş baskı. İnsanın içinde devamlı o takvimi kapama, dürme iç güdüsü uyandırır bu tip takvimler. Sopalar birbiriyle kavuşur fakat asla simetrik bir biçimde dürülemez. Kumaşın bir tarafı her daim kısa kalacaktır. Kafa yedirten cinstendir. Allah’tan bunlardan artık üretmiyorlar. İlk açarken sanırsın ki padişah elçiyle düşman devlete savaş fermanı yollamış. Allah benim karşıma onlardan bir adet daha çıkarmasın yaleppim! “Aman” deyip kaçılasıdır.
Bütün bu maddelerin üzerine bana ve kuzenime bazen sorulan ve bizim kıçlarımızın tempra kıçı gibi kalkmasını sağlayan muhterem soruya cevap vermek isterim:
“Yahu nasıl yazıyorsunuz? Nereden aklınıza geliyor, ilahi?”
Tek bir resimden bu kadar bilinçaltı oyuncağı çıkaran biz, malzemesiz kalır mıyız hiç? Soru edatsız sorarım sana ey okuyucu: Bütün bunları istemsiz biriktir, ondan sonra gel de yazma ha? Hadi oradan ya!
Öpüldünüz.
Zafro
Not: Kuzen okuyorsan bana kızma. Hemesende bunu yazmadan önce sana soracaktım, kahvaltıya gittiğini söylemiştin ve fakat dönmedin. Korkma, günahı vebali bana. Sen ekstra öpüldün!
Özel ve de Güzel Not: Bu yazıyı okudunuz ve beğendiniz mi? Bir de buna bakınız efendim, bu konu hakkında “my friend of misery” kuzenimin görüşleri: http://xguilty.wordpress.com/2007/06/26/ben-hic-geri-kalir-miyim-80lerin-analizi/
*Dil
Ne sihirdir ne keramet? “Hayır” manasında, olumsuzluk bildiren “Ne… ne…” değil bu. Kıçına dikilmiş soru işaretinden anlaşılacağı üzere, işareti üzerinde bir sorudur bu.
İnsanlığın, başlangıcını çakozlayamadığı tek “Kavram” veyahut “Olgu” veyahut “Şey”dir **dil. Dil yaratır: Kelimeler!
“Aylak bakkal ta…klarını tartar” lafı beni ne kadar güldürüyorsa Can Yücel’in bir şairin bir şiiri en iyi nasıl bitirebileceğini gösteren “Ben on yedi yaşında beni yıkayan/ Anneme şiir yazacak kadar şair değilim” mısraları da tüylerimi diken diken eder. Tarifsizdir.
Bir doğal güzellik gibidir kelimeler. Ne bileyim bir şelale gibi mesela, öyle güzel. Ya da Boğaz’ı Galata’dan, vapurdan izlemek gibi bir şey. Bir güzelliği içinden izlemektir kelimeleri duymak. Benzetme yapmanın güzelliği gibi bir şey. İşte öyle bir şey, işte öyle bir şey…
Hissiyat yahut zeka, mizah ya da drama fark etmez. Epikten liriğe kadar ne varsa güzel olan, sırf var oluşundan bile mütevellit önünde diz çökmek ayıp değil gurur duyulası bir şeydir.
“Cennetin kapısı”ndan içeri girmek, “Bir ***dost-un teşekkürü”ne karşı mahçup tavırlarla utana utana, utana sıkıla içinden deli gibi sevinmeye benzese gerek. Dizlerin yara bere içinde!
Dilcambazlarını küçümseyen Tanrısı nizam dilbilimciler de benim kıçımı yesin! Ne kadar mecazımız varsa o kadar, hayalimiz, ne kadar mecazımız varsa, o kadar kendimiziz. O kadar “Biz”iz.
Hakikaten yahu, bu kelimelerin bize ettikleri ne sihirdir (bu) ne keramet?
Z. A.
**Dil: Eski dönem edebiyatımızda aynı zamanda “Gönül” anlamına gelmektedir.
***Dost: Kuzen, suçlu. Eski çağlarda x-cropneo, muad-dib, Kuizatz Haderah, bir nevi asası kalemiyle yer değiştirmiş modern Ak Gandalf. (Kaynak: Bknz. Lugat-i Zafer Cilt No:1 Sayfa No: 1)
* “Dost” a ithafen! Bir saygı duruşu. Hiç yetersiz, belki de geç kalınmış.
Not: Bu yazıyı okuduysanız lütfen bir de şu adrese bakınız, şu şaheser şiire: http://xguilty.wordpress.com/2007/06/21/enler/
Gobi Wan Kenobi’den Esinlenmelerdeyim!
Goblin:
…karnının içindeki o buruklukları…
Çevire çevire, geviş getire getire,
Hep aynı terane içerisinde;
Sözde ışıltılı yollara girmek…
Sınıfını, çapını, kendini aştığını düşündüğün dakikalarda
Farkına varamazmışsın hiçbir zaman yediğin yumruğun acısını
Tam alnının ortasına.
Yaralar, kırıklar, dökükler daha yeniyken acımaz taklidi yaparlarmış…
Lynx geldi aklıma:
Arınmak için çok geç…