güzel insan

Nisan 20, 2007 at 10:50 pm (Saçmalamalar!)

30-08-06_2057.jpg

guilty: evet efenim iyi geceler. bu gece farklı bir aksiyona girelim ve iki kişilik bir “güzelleşmiş insan” ropörtajı oluşturarak dünya milleti insanlarına yayalım dedik. bu aksiyon için kendime eş olarak nam-ı diğer zafromel kardeşi seçtim pikaçu misali.. evet efenim hoş geldiniz.

zafromel: abi o kameranın şarjı ne diye bitti tam da orda yaaaaa!!!

Guilty: öhüm.. la dur şimdi karıştırma onu.. konumuza gelelim.. bi insan nası güzel olur. Güzel olan insan ne içer ne yer, nası konuşur, ne renk giyer kimlerin şarkılarını söyler. En önemlisi güzel insanın dini imanı warmıdır..

Zafromel: sevap da gizlidir günah da nevizadededir… abi bu msn war ya bu msn. Neden savsaklıyolar. Gün geliyo eşin gün geliyor anan, gün geliyor o hayat kaynağı, seni uykunda ürkek okşayan baban, neden savsaklıyor.. yeri geliyor bir “ehi” yeri geliyor bir “sımayli”, yeri geliyor bir “iyi yapmışsın”. Neden ama neden “bakarkeeen ardıııındaaan gitme kaaaalll diyemeediiiiim diyemeediiim diyemediiiiimmmm…”

Guilty: haydeee..

Zafromel: sakin ol abi bi sakin ol derdin nedir senin soruma cevap wer..

Guilty: abi bu nası ropörtaj dicem ama dilim varmıyo neticede güzel insanız şu an vaktiyle beraber.. o yüzden kendime her türlü saçmalamayı mübah kılıyor ve sorularını bir bir cevaplama isteği içersinde yanıp tutuşuyorum..

1- savsaklamakla alakalı cümleni anlamamakla beraber msn denenden tiksindiğimi bilaare belirtmek ister ve İbrahim tatlısesi buradan kınarım…

2 – evet. Toplumumuzun kanayan yaralarından biri demin senin bahsettiğin “ehi” ler ve “sımayliler” dir.. bir “ehüehaehahea”i seslendirdiğimizde kendimizden tiksiniyorsak insan olmak namına bürütüsten bir adım ileride sayılırız demektir..

zafromel: pek tabi. Ama o kameranın şarjı bitmese çok güzel olucaktı. Ayrıca saçmalamak en çok bizim hakkımız. O başlığı ben yarattım ulaayn!! Saçmalamanın duayeniyim lan ben.. ben saksımıyım burada!! Saksımıyım lan! Cevap wer behzat geçiştirme beni.. bu kameranın şarjı ne diye biter behzat sorarım sana.. “biterkeenn ardıındaaan bitmeee şarrrjj diyemediiiim”

guilty: herşeeeeeeeeyyy anlamsııızzz yarım kaldı yazışımızzzz giderken kızıl saçlımıııızz metalciler çalar duraaksııızzz herşeeeyyy anlaaamsıııııııızzz la lay lay lay hayda höööyyy..

zafromel: ah ülen eah. İçelim kuzen..

guilty: bit tabi.. bir mukabele.. bir mukabele neyse artık. Burada sizin huzurunuzda tdk’dan özrü bir borç bilirim efenim. Ayrıca sony’ye olan kinimi ve nefretimi de, bitmeyen pilleri bulamadıkları için…

zafromel: ayrıca sucukları yaptıkları inekleri baharat deryasına bulamışlar heralde.. uğur Dündar nerede??

Guilty: nerde unuttum uğurumu acaba… ah nerede vah nerede nerede bitirdik o şarjı acaba..

Zafromel: abi ben de aptalım zaten..

Guilty: neyse konumuza geri dönelim. Konumuz savsaklamak olunca tabi konuyu da savsaklamak gibi devinimsel bir durumun içine girince kendimi adeta kurban bayramına denk gelmiş bir unicorn gibi hissettim..

Zafromel: bu saatten sonra ne fark eder guiltymm.. savsaklamak ya da savsaklamamak bütün zafer Peker bu. Adaşım diye değil. Seviyorum abi, “seviyorum seviyorum diyemedim…” abi bu klip tren garındaydı, kız camdan el sallıyodu, zafer Peker’in baldırları pek Michael Johnson’sal olmadığından daha çok Kenenisa Bekele tarzı bir atlet olduğundan cumhuriyet ekspresine yetişemedi. Parası yoktu garibimin bir sonraki eksprese de binemedi. “binemedi binemediiiii…”

Guilty: bakın bakın ne anlatacamm.. bakın bakın.. bin falanca senelerinde beyaz adam amerikada hüküm sürmeye başladığında posta trenleri varmış.. bakın bakın.. bu posta trenleri insanların sevdiklerine mesajlar taşırmış. Yaa yaa böyle işte. Gel gelelim şimdilerde kral tvnin klip mekanlarından biri olmaktan öte gitmemekte. Zira mesaj taşıma işlemini artık arap armadilloların hüküm sürdüğü telekom aş aracılığıyla kahireye kadar gelen bu armadillolara kartal tehlikesi altında bile olsa cebeli Tarık boğazına kadar mirketler eşlik etmektedir.. ihaleyi Norveçli bir şirket almak istemektedir.

Zafromel: pek değerli bilgiler ışığındayız

Guilty: şimdi mi

Zafromel: vell of kors..

Guilty: off abi o kursları hiç hatırlatma şimdi bana.. sayısal testlerinin bilinmeyen x’i oldum şu dönemlerde. Eminim senin de eşit olduramadığımız ağırlıkla ilgili sıkıntıların vardır..

Zafromel: ben de Alper tunga destanının efrasiyabı olmuşam.

Guilty: abi eskiden kamera da yokmuş nası yapıyolarmış ki bu sosyal ilişki bağlarını.

Zafromel: olm eskiden aile bağları vardı, yalan rüzgarıyla kapışırdı. Sonradan ceyran yapıyo diye kestiler onları.. bi himenin atılganını görebiliyomuyuz bu günlerde..

Guilty: göremiyoruz azizim.. bildiğin gibi bu günlerde sevgili procedaşlarımdan eroil (esasında erol yazıcaktım ancak promil etkisi “eroil” şeklinde bir kelime ortaya çıkmasına sebep oldu. Yanlış anlaşılmaması dileğiyle. Esen kalın..) ile bitmeyen pil üzerine yoğun çalışmalarda bulunmaktayız. Öncelikle bunun ile ilgili bilgi vermekten şeref duyarım. Evet. Yapıcaz. Bu işi yapıcaz. Bir cem uzan inancıyla söyleyebilirim bunu.

Zafromel: kamera bataryası bir yetele olacak.. kameraya bakanlar mest olacak. Kamera bi başka olacak. Hipnostik retikulum objektifi destekleyecek kalitede bir standart gelecek. Aynı şekilde tiz vakitte cenk etmeyüp mit bastırsa gönderilecek ve bilahare test edülecek… mukadderat işte..

Guilty: eveeettt güzel insan ile ilintili umarım kafanızda bir resim oluşmuştur. Zira oluşmadıysa bob ross amcanın fırça darbelerine maruz kalınız.. “şimdi de buradaki çam ağacına ufak şirin bir kırokodil koyalım…”

Zafromel: maruz kalınası fırça darbeleridir onlar..

Guilty: di mi hıncal abi..

Zafromel: evet hatta annelerimiz çitileme işlerini elektrogitarda yapsalar çok farklı sonuçlar ve saundlar elde edebiliriz. Cey cey cohansonu altın gününe davet edebiliriz..

Guilty: eveettt. bir kıyaaakı keyif programının sonuna gelirken kamerayı zafromelin körslü ellerine veren aklımı leri börde teslim edeyim.. üçlük olayım. panyalara çarpayım..

Zafromel: hoşçakalın..

Kalıcı Bağlantı 7 Yorumlar

Bulaşık

Nisan 18, 2007 at 10:14 pm (Saçmalamalar!)

Sizler bunları hangi vakitler okuyorsunuz onu bilemem ama benim için gün geç başlayıp geç bittiği için ben salak günümün salak özetini ancak bu saatlerde yani sağlıklı bir insanın uykuya dalmış da rüyasına başlamış saatlerinde geçiyorum sizlere.

Bugün ne oldu derseniz pek bir şey olduğu yok yine. Fakat bugün azimle üstesinden geldiğim bir öğrenci evi mutfağı var! Ve evet, içinde bulaşıklarla! “-Nıyaaaaa! Tanrıııım.” denecek cinsten bulaşık vardı mutfakta. Kolları sıvamadan önce annemin hediyesi hayatta belki de değer verdiğim tek eşyamı, saatimi nazikçe masaya bıraktım. Sonra kolları sıvadım. Her işi sırasına göre yapmak lazım sonuçta. Değil mi a sevgili okur?

Bulaşık yıkamak için elbette ilk olarak suya ihtiyacımız var değil mi? Tabağa-çanağa toprakla teyemmüm abdesti aldıracak halimiz yok herhalde. Fakat suyu açmak için lazım olan musluk yok durması gerektiği yerde. Bunu görerekten içeri geçip bir süre düşünmeye verdim kendimi. Bulaşık-hayat-amaçlar-güzellik/çirkinlik-hiçlik üzerine düşündüm. Toplamda bunları düşünmem beş saniyemi aldı ve direk Friends izlemeye başladım. Güzel vakit öldürüyor. Güzel dizi Allah’ı var şimdi. Ross da favorim ayrıca. İlla izlenen dizilerde/filmlerde hatta sevilen müzik gruplarında da her insanın favori bir elemanı vardır. İnsanın kanı kaynar o şahısa. Ross’u biraz üstadım Toll’a biraz da Orçun’a benzettiğimden herhalde (Fizik olarak.) bu sevgim. Her ne ise bir kaç bölüm tükettikten sonra susadım. Su içmek için bardak gerekliydi ve tüm bardaklar kirliydi. “Köydeyken çeşmelerden elimizle, mahallede top oynarken kapıcı Hüseyin amcanın hortumundan yine elimize çanak vazifesini vererekten içerdik suyu. Ne güzel günlerdi. Şimdi aynı şeyi 5 lt.lik Erikli şişesinden yapsam mutfak batar. Tüh be.” dedim içimden.

Bulaşık ivedilikle yıkanmalıydı. Ben de kolları sıvadım. İlk önce rahat bir çalışma ortamı oluşturmak için o anlığına radikal sayılabilecek bir dekarosyana gittim mutfak tezgahında. Bardakları öne aldım. Tabakları arkaya. Tencere en sonda kral köşesinde bekliyordu çimdirilmek için. İçinde de çatal, bıçak, envai çeşit tahta/metal kaşık. Önümde deterjanlanan bulaşığın durulanana kadar alesta beklemesi için birazcık boş alan bıraktım. Ve hazırdım.

Penseyi aldım elime. Musluk niyetine çevirdim su vanasını. Ve “Şorrr!” sıcak su akmaya başladı. Allah’tan sıcak su gibi bir lüksümüz var. Olmasa bulaşıklar yıkanamaz zaten. Çöpe atıp yenilerini almak ya da evi öylece terkedip bi nevii kaçmak gerekir o evden.

Ve çetin mücadele başladı. Adam gibi efendi gibi uslu uslu yıkanmaya razı olanlarla işim çabuk bitiyordu. Fazla çitilenmesiz durulanma sırasına alındılar. Annesinden pazar akşamı “Bizimkiler” saatinde yıkanmaktan kaçan haşarı çocuklar gibi olanları ise özel bakıma alıyordum. Ben de pazar gecelerinin vazgeçilmezi “Parlement Gece Sineması” sevenlerdendim. Çünkü hiç izleyemiyordum anasını sattığımını. İzin vermiyorlardı. “Artık yatın oğlum ikiniz de.” inat ettiğimizde ise “Gidin yatın!” emirsel komutu yüzünden Batman’in yirmi kere ilk yarım saatini o da kasa kasa izlemiştim. Sonunu bi türlü görememiştim filmin. Ne uyuz olurdum. “Anaaam kaatil! Tak tak! Dunkof!” replikleri eşliğinde girdiğimiz banyodan çıkardık. Çıkmamıza yakın Ali başlardı konuşmaya: “Ablam bugün hede hödö. Babam ishal oldu. Annem hede hödö. Cafer amcaya gelince…”

Bu tarz anılar geçti gözümün önünden. İnat edenlere nazik davrandım. Yine de yıkadım o ayrı. Nasılsa ertesi gün pofuduk saçlarla okula gitmeyecekleri için işin ucu o kadar da vahim sayılmazdı onlar için. Biz erkek çocukları çektik o derdi yıllarca. Ey gidi günler.

Bulaşık sırası ile bitti. Ellerim sünger gibi oldu. Tüm suyu çektiklerinden vantuzu andırıyorlardı. Arasına bir perde çeksem kurbağa eli derdim herhalde. Hoş perde çekmeye gerek yok: “Dünyanın en çirkin elleri Zafro’nun elleri!” Haali hazırda da bu durum son güne kadar devam edecek.

İngiltere-Fransa arası Yüzyıl Savaşları kadar uzun ve de çetrefilli geçen bu Mutfak Meydan Muharebesi’nden galip çıkmanın haklı gururuyla yeni yıkadığım, deterjanı geçene kadar beklediğim bir bardağı aldım savaş ganimeti olarak. Kendime huzurla kola koydum. Bir güzel sigara yaktım. Sigarayı öyle güzel yaktım ki içmeme gerek kalmadı. Olsun. Yine de içtim. Mest oldum. Kendimle gurur duydum.

Artık öğrenciliğin en güzel yanı olan, anne çığırtısız/uyarısız, fütursuzca bulaşık -özellikle de bardak- tüketimi başlayabilirdi. Öğrenciliğin altın çağı, en zevkli günleridir bu günler yaşanan hafta içinde. Bulaşık yeni yıkanmış. Ev ahalisinin keyfine diyecek yok. Varsın içine konacak makarna bile bulunamasın. Varsın kirletilemesin. Ne önemi var? Sonuçta pir ü pak bir mutfak var karşımızda.

Peki kaç gün sürecek bu saltanat?

Bir gün? Belki iki?

Olsun, bugün mutluyum.

Öpüldünüz.

Zaftrik

Not: Demiştim ben size. Sıkıcı geçer benim günlerim diye. Yine de inat ediyorsunuz, yaz diyorsunuz. Alın işte. Olsun len keratalar. İyi ediyorsunuz. Zafro’ya moral veriyorsunuz. Du bi daha öpecem hepinizi!

Kişisel Post-itsel Not: Yep! Hir vi ar.. Orrayt, ver vi hedin’ fırom hiya?

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Dönüşüm

Nisan 18, 2007 at 9:54 am (Ustalara Saygı Kuşağı)

Haftasonu birbirinden bağımsız, iki farklı düğünde bulunma şerefine nail oldum.. Bunlara ait ilk ve en basit detay, davetlilerdeki müthiş dönüşüm.. Şöyle ki;

GİRİŞ

Organizasyonun hayat bulacağı mekana girilirken, herkes en şık kıyafetleri içinde, süzülmeyle kasılma arasında bir havada yürür, ve herkes süper ciddidir. Öyle bir şekildir ki o, dışardan bakan kelalaka bir insan, içeride Ahmet ile Zeynep’in düğünü olduğunu bilmese, orada “bilmem kaçıncı oscar ödül töreni” yapıldığını zannedebilir.. Hakim renk siyahtır. ne hikmetse, cümle alem geceye en uygun rengin “kara” olduğunda hemfikirdir..

Salonun girişinde damat ve gelinin anne-babası konukları karşılar, el sıkar, hoş-beş eder, akabinde bir adet teşrifatçı da sizi oturacağınız masaya yönlendirir. Bu esnada kraliyet balosu ciddiyeti ve kasıntılığı son raddede devam etmektedir. Kendi masanıza giderken, çaktırmadan, sizden önce kimlerin geldiğini, kimin kiminle aynı masada oturduğunu, kimin ne giydiğini, oğlan/kız tarafının sizinkilerden kalabalık olup olmadığını, hangi tarafın sahneye daha hakim bölgelere oturtulduğunu görmeye ve idrak etmeye çalışsanız da, beyhude bir çabadır bu. Zira, kasılmaktan bir bok göremezsiniz. Öyle ya, o sırada tüm salonun sizi izlediği yanılgısındasınızdır, halbuki salonun hiç ipinde değildir sizin bu asilzade girişiniz, herkes önündeki tabağa 2 saat önce konmuş, kurumaya yüz tutmuş mezelerle kesişmektedir. Tüm bu curcuna içinde nihayet masaya başarıyla ulaşılır, ve konuşlanılır..

GELİŞME

Tüm konukların yerlerini almasıyla servis başlar, masadakiler bir yandan tatsız mezelerini yerlerken içkiler gelir, promil hafften yükselmeye başlar. Sohbetin seyri, “nassınız efem? afiyettesiniz inşallah, hayriyaanım pek iyi gördüm sizleri, kilo mu verdiniz? Havalar diyorum, pek sıcak bu ara” yavanlığından daha bir samimi havaya bürünerek reel hale yaklaşır ve biraz daha çekilir hale gelir. Derken ışıklar kararır (açık havadaysanız envai çeşit alevli gösteri vuku bulur), gelin ve damat salona heybetli bir giriş yapar, hemen arkalarından suratsız nikah memuru gelir, klasik laflar, bilindik resital, genç çiftimiz bir yastıkta kocamak maksadıyla resmen evlenirler. Şahitler birbirini tebrik eder, mahkeme duvarı suratlı memur tarafından yeni evli çifte Türk Bayrağı ve kitap hediye edilir, bu sırada hislenip gözyaşlarına boğulanlar olur, genç erkekler arasında “eeeee artık sıra sizde” geyiği yapılır ve ilk dans edilir..

Artık salon iyice kaynaşmış, alkol damarlarda fink atmaya başlamıştır. Yemekler yenirken, müzik başlar, ki, bu başlangıç genel olarak güzel klasiklerle, tangolarla valslerle falan olur.. Genç ve mutlu çift, salonu turlamak suretiyle herkesi öper, takılar takılır..

SONUÇ

Metamorfozun en çabuk gerçekleşen kısmı, bu zamandır. Gelişme bölümünün sonlarına doğru klasiklerle başlayan müzik, seyrini giderek “memleketimin havaları”na çevirir, ve pist artık boşalmaz olur. Ceketler çıkar, kravatlar gevşetilir, ve yaka düğmesi açılır. Bayanlar yerlerinde tempo tutmaya başlarken hafiften yerlerinde oynamaya başlamışlardır bile.
Müzik giderek değişmektedir, onbeş dakika önce yabancı, şimdi ise Türk Pop çalan orkestra hafiften oyun havalarına geçer. Kravatlar tamamen çıkar, kollar kıvrılır, gömleğin bir düğmesi daha açılır.
“Bu gece barda, gönlüm hovarda, çalsın sazlar oynasın kızlar” dizeleri yankılandığı anda, hangi ara nereden ortaya çıktığı bilinemeyen bir davulcu peydah olur, erkekler bile gerdan kırmaya başlarken, kızların hepsi birer asena’dır artık..

İki saat kadar önce salona süper karizmatik giriş yapan kraliyet ailesi üyelerinden, asilzadelerden eser kalmamıştır artık. Yurdum insanı özüne dönmüş, elinde beyaz mendil, kan ter içinde, ceylan gibi sekmektedir halayın başında.. (üç adım at + bir sol ayak kaldır + bir sağ ayak kaldır basitliğindeki halayın, bir türlü uyumlu ilerlememesi bambaşka bir sancıdır naçiz bedenimde)..

Böylece devam eder organizasyonumuz ve bir süre sonra orkestranın “bizim program bu kadar, hadi eyvallah”demesiyle bıçak gibi kesilir.

Genç çiftle fotoğraf çektirilir,
kendilerine mutluluklar dilenir,
çorbacıya doğru yola düşülür..
çorbacıda dedikodunun bini bir paradır artık..

eee, sırada kimin düğünü var??

Toll

Kalıcı Bağlantı 2 Yorumlar

Blog Çocuğu Oldum! Blog! Blog!

Nisan 17, 2007 at 1:37 am (Saçmalamalar!)

Gece 4′ü çeyrek geçmekte. Daha yeni başladım yazmaya. Saati gören beynim sorular da sormaya başladı akabinde:

1.) Benim bu saatte ayakta ne işim var?

2.) Bu saatte patates kızartmasını rüyamda bile bulamam değiil mi?

3.) İguana, mirket, koala gibi cins hayvanları sevme nedenim ya da nedenlerim neler?

4.) 3. soru gibi bir soruyu bu saatte aklıma neden getirdim?

Aslında cevaplar basit. İki tür insan vardır. Biri tavuk ya da horoz dediğimiz sabahın kör karanlığında kalkıp güneşin doğuşunu seyretmeye, güne erken başlamaya bayılanlar. Bir diğeri ise bu sabahçıların kalktığı saatte yatan (Daha doğrusu “Artık vücudu iflas edip bayılan” demeli. Mecali olsa uzanmayacak eşoğlusu.) baykuş ya da yarasa dediğimiz tür.

Nöbet devr-i daimi yapar bu türler. İki tipi de suçlayamazsın. Tercih meselesi arkadaş. Kiminin güneşle çalışır beyni kiminin muhayyilesi ise gecenin kör karanlığında daha iyi işler.

Yukarıda saydığım sebeplerden mütevellit anlatacaklarım kendimi savunma kisvesi altında saçmalamaktır efenim.

Yukarıdaki 3. soru tarzı andavalca sorular benim aklıma ancak bayılmaya yakın gelir. Vücudumun salgıladığı ve artık “Yat ulan eşşoooğlu!” diye bağıran hormonlardan mıdır bilinmez zaten ufak olan beynim kendini yer bitirir bu ve fotokopisi beş benzemez sorularla.

Şu bayılmaya teşne son dakikalarımda aklımdan geçen, özlediğim tek şey nedense sabah kalktığım gibi aç bilaç içtiğim günün ilk sigarası. Daha bugünün son sigarasını içmeden yarının sigarasına özlem duymalardayım. Gerzekçe olduğunun farkında olsam da vücudumun ve beynimin hala sinyaller göndermesi, herhangi bir şeyden tiksinmesi ya da herhangi bir şeyi arzulaması sevinç verici. Ya hiç tepki vermeselerdi? O zaman ne olurdu? He iyi bir yanı olurdu. Bu ne idiğü belirsiz, kendini bilmez saçmalama çıkmazdı ortaya ve fakat bir nevii ruhsal mastürbasyondur yazı yazmak. O sebeple dilin kemiği, klavyenin omurgası yok diyerekten giriştim durdurulamaz saçmalamama.

Koca günde hiç bir işe yaramamanın verdiği huzur ile bayılmaya hazırlandığım şu son gereksiz paragraflı geçen dakikalarımda bomboş bir boşluk hissetmem de cabası tabi.

Aslında bugün bir şeyler yazmaya niyetim vardı hatta konu da belliydi ama bir an içimden “Sittiret, satarım anasını. Hevesim kaçtı. “Düğün” de uçsuz bucaksız bi konu zaten. İstediğim yerden yakalayamam konunun ucunu şimdi. Hem zaten Toll üstadım süper bi yazı yazmıştı bu konuyla ilgili. Gerçi ben farklı bi yerden ele alacaktım ama olsun. Olmadı sonra yazarım reci milerını sevdiğiminin kendimi.” dedim. İyi de ettim. Gerçi böyle kıçı dağınık cümleler edeceğime ve şu anki uzuuuun saçmalamamı yazacağıma bahsettiğim konuyu 35-40 kere yazabilirdim sanırsam.

Usturuplu saçmalamaktı amacım bu blogu açarken. Gitgide şuursuzlaştığımın farkının ayırdındayım şu günlerde.

Ne cümleleri, ne paragrafları, ne saçmalarımı toparlayamıyorum. İnşallah bayılma işlemini hakkaniyetiyle yerine getirebilirim sevgili dostlar. Buraya kadar da okudunuzsa size de ayrıca teşekkürler. Gidip nesquik tozu kaşıklayarak kendinizi ödüllendirin bence bana katlandığınız için. Bu fikri vermek kadar da bir katkım olsun en azından.

Bayılmak üzere.

Öpüldünüz.

Zaftrik 

Not: Bugün hiç bir şey olmadı. Nette kondomsuz sörf yapmanın tadına vardım fütursuzca. Oh!

Kendime post-itsel bir not daha: Son sigarayı unutma. Bi de “turn the page” aç son kez. James bey “Smoke the day’s last cigarette. Rememberin’ what she’s said” derken hakikaten “what the fu*k she’s said?” diye düşün. Ardından sigarana bak. Tadından yenmesin.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Beynim Üzerine

Nisan 16, 2007 at 6:04 pm (Zaforizmalar!)

Ufak bi beynim olduğunun farkına varmam 23 yılımı aldı. E doğaldır. Anca..

Kalıcı Bağlantı 3 Yorumlar

Next page »