İddia
Kahvedekiler: Hişştt, susun susun maç başlıyor.
…
İstanbul, Banu Balkan Stadyumu’ndan iyi akşamlar sevgili seyirciler.
Ben spikeriniz Afrodit Kemal. Bu akşam Zafromelspor-Güzelkızspor karşılaşmasının anmlatımında sizlere yardımcı olmaya çalışacağım. Maçın orta hakemi İclal Baydın, yardımcı hakemler Müjde Dar, Haşmet Dayıoğlu, dördüncü hakem ise Haydar Tüten. Maçın başlamasına yalnızca dakikalar kaldı.
Zafromelspor’un özellikle bu maçtan mutlak üç puanla ayrılması gerekiyor. Zor günler geçiren bir ekip. Evinde lig lideri Güzelkızspor’u ağırlayacak. İki taraf için de zor bir karşılaşma.
İclal Baydın, yardımcılarına ve iki takımın kalecilerine baktı, “Tamam” işaretini aldı ve karşılaşma Zafromelspor’un vuruşuyla başladı.
…
Dk. 15: Zafromelspor ilk on beş dakikada tutuk gözüküyordu. Fakat gittikçe rakibi karşısında baskısını arttırmaya başladı. İtalyan orta saha oyuncusu Tanışalım Mıyozzi’nin ara pasına hareketlenen Çok Güzelsin topu auta attı. Evet. Şu anda Güzelkızspor kalecisi Bi Düşüneyim topu kaleci vuruşuyla oyuna sokuyor.
…
Dk. 55: Güzelkızspor, bugün defansıyla alkış alıyor. Oyunu soğutma çabaları, deplasmandan puan almak için geçerli bir taktik elbette sevgili seyirciler…
…
Dk. 72: Zafromelspor, yeniden tempoyu arttırma çabasında. Rakip kaleye yükleniyor. Az önce Bir gün Şöyle Gezmeye Gidelim’in kullandığı serbest vuruş barajda Var’a takıldı. Brezilyalı oyuncu Var’ın asıl ismi Sınavlarım Var Çalışmamo Lazıminho Olmaz. Oldukça uzun bir isim. Var, Brezilya ümit milli takımında da oynamıştı zamanında…
…
Dk. 90+3: Zafromelspor tüm hatlarıyla rakip yarı sahada artık. Korner atışına Zafromelspor kalecisi İlan-ı Aşk da geldi. Gol arıyor. Artık bunlar son şanslar. Korner kullanıldı. Top İlan-ı Aşk’ı geçti. Güzelkızspor’dan Suskunluk’un önüne düştü. Rakip kale boş. Suskunluk boştaki arkadaşı Seni Arkadaşım Olarak Görüyorum’a uzun bir pas attı. İlan-ı Aşk kalesine yetişmeye çalışıyor. Seni Arkadaşım olarak Görüyorum, Zafromelspor’un defans oyuncusu Anladım’ı şık bir çalımla geçti, vuruşunu yaptı ve….GOOOOOOOL!
Boş kaleye topu gönderiyor Seni Arkadaşım Olarak Görüyorum ve bir mucize olmazsa hem takımına son dakikada üç puan kazandırıyor hem de Serie Aşk’daki on üçüncü golüne ulaşıyor.
Ve maçın hakemi İclal Baydın son düdüğü çalıyor! Güzelkızspor üç puanın sahibi.
Bu arada tribünler Zafromelspor Teknik Direktörü Meg Ryan’ı istifaya davet ediyorlar. Sahalarda görmek istemediğimiz görüntüler bunlar.
Maçın skorunu tekrarlıyorum. Zafromelspor:0-Güzelkızspor:1 Gol 90+3’te Seni Arkadaş Olarak Görüyorum’un ayağından geldi.
Bizden sonra bu ekranlarda, aksiyon filmi, heyecan fırtınası Kanlı Eller 6’yı izleyebilirsiniz.
Ben Afrodit Kemal, yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım adına iyi akşamlar diliyorum efendim! Hoşçakalın!
…
Kahvedekiler: Yine yattı kupon!
Z.A.
13/11/2006
02:10
İstanbul
Saat, Saate Bakma Saati
Gece kurduğun alarmın ağlamasını susturmak için uyanırsın. Bir-iki tokat aşk edersin alarma. Sonra idrak edersin bu haince alarm planını kendi kendine yine kendinin kurduğunu. Kendine küfredersin.
Zar-zor atlarsın yatağından. Gün hiç de o pil firmasının reklamındaki ayının günü gibi başlamaz senin için. Ayı olmadığına şükredersin. Sabah sabah en azından olumlu bir şey düşünmüş olursun.
Daha günü tüketmeden, günü bırak kahvaltılık gram bir şey tüketmeden, elini yüzünü yıkamadan bir dal sigarayı tüketirsin.
Uzun bir el-yüz yıkama seansından dönüşte, havluyla kurulanırken gözün saate bakma bahanesiyle telefonuna ilişir:
-Hayır canım, kim niye arasın beni bu saatte. Daha çok erken.
Uyandığından kimsenin haberi yoktur.
Hazırlanır,okula gidersin. Derslere girersin. Dersin ortalarında, yanındaki arkadaşın dersten bunaldığı için saati sorar sana. Aha fırsat! Sessiz moda aldığın telefonunu cebinden çıkartır, saate bakarsın. Küçücük ekranı kaplayacak şekilde sadece saat ve dakika yazar telefonda. Arkadaşına söylersin, ardından kendi kendine:
-Lan dersteyim zaten, şimdi biri arasa da cevap veremem ki.
Arkadaşın:
-Ne dedin?
-Yok bir şey.
Hoca:
-Hişşt! Uğultu istemem. Mefaailün failün!
Derste olduğundan kimsenin haberi yoktur.
O hiç bitmeyecekmiş gibi gelen ders biter. Çıkarsın okuldan. Vasıta beklerken “Nerede kaldı bu?” bahanesini kullanırsın bu sefer. “Allah Allah” der bir sigara yakarsın. Daha doğru düzgün iki nefes çekemeden pıt! Otobüs gelir. Mundar olur sigara.
Hangi otobüs olduğu hatta herhangi bir yere giden başka bir vesait olması seni ilgilendirmez aslında. “Anywhere but school efendim!” diyerek çıkmışsındır dersten. Zaten gitmek için can attığın, kendini ait hissettiğin bir yer de yoktur.
“Çiftli koltuklar galiba bana haram” bilinçaltısal düşüncesiyle “tek”li bir yek koltuğa oturursun. En saçma yerde inersin.
Acıkırsın. En saçma yemeği yemek için bildiğin/bilmediğin bir lokantaya girer, o anki maddi durumuna göre seçim yaparsın. Yemek ortasında üşenmez, telefonunu cebinden çıkartırsın. Saat xx:xx
Yemek yediğinden kimsenin haberi yoktur.
Doyarsın ya da doymuş gibi yaparsın. Keyif sigaranı yakıp, ilk dumanı lokantanın tavanına doğru üflersin.
Lokantadan çıktıktan sonra ne yapacağını düşüne düşüne yürümeye başlarsın. En sebepsiz yürümelerde bile hızlı olduğun için “Telefonun titreşimini belki hissetmemişimdir.” Yalanıyla elini cebine atarsın. Güneş sanki sadece senin için batmaktadır.
Yürüdüğünden kimsenin haberi yoktur.
Ayakların senden izinsiz kazan kaldırarak istirahatgahına doğru yürümeye başlarlar. Yanından iki sevgili kol kola geçer. Alışkanlık işte, saate bakarsın.
Kıskandığından kimsenin haberi yoktur.
İstirahatgahına gelirsin, sırf uykunun gelmesini sağlamak için kitap okumayı denersin. Arada tekrar telefonuna gider gözlerin. Açılmasına zaten gerek olmadığını düşündüğün tuş kilidinin simgesiyle, o anki saati görürsün ekranda. Tekrar ve tekrar.
Kitap okuduğundan kimsenin haberi yoktur.
Okumaktan yorulmuş gözlerindeki ağrıyı uyku sinyali sayıp, o sinyali kaçırmadan uyumayı en mantıklı seçenek olarak görürsün.
Yarınki ders programına göre telefonundaki saatin alarmını kurarsın. Dişler fırçalanıp, ışıklar kapanır.
Kibrit kutusu kadar bir yurt odasında biter gün. Bir ranzanın üst yatağında.
Yaşadığından kimsenin haberi yoktur.
Z.A.
04/10/2006
00:36
Eskişehir
Başlıksız
Henüz başlıksız bir yazıdır şu an okumakta inat ettiğiniz. Ayrıca hiçbir şey de anlatmayacaktır. Benliğinize, o über, süper, hitler, şumaher kişiliğinize en ufak bir katkısı da olmayacaktır. Bu yazı böyle planlanmamıştır.
Dan diye ortasından girilesiydi sayfa. Kendimi tutamadım. Sayfa açasım geldi mi anlıyorum ki o sayfanın ırzına geçme içgüdüm had safhada. Fakat güdüye söz geçer mi? Geçmiyor. Gönül ferman dinliyor mu? Dinlemiyor. Paragraf burada bitiyor mu? Evet.
Eğer bu kadar hiçbir şey anlatmamayı başaran bir yazıyla daha karşılaşırsanız ve ayrıca onu da okursanız boş olan üçüncü paragrafına kadar ya yazara itimadınız sarsılır ya da siz de en az o yazar kadar çatlaksınız demektir. Bundan sonraki paragrafları da takip edecekseniz eğer bir ihtimal yazardan daha çatlak olma gibi bir olasılık da olası elbette.
Şu an başlanmış olan dördüncü paragraf belki de paragraflar arasında en boşu olacak. Çünkü yazar bu paragrafta bir üst ile bir alt paragrafı bağlamaya çalışacak. “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.” Prensipsel sözü baz alınarak düşünüldüğünde neyi neye bağlayacağını sorgulayan yazarımız, şu an içinde bulunduğu cümlede bir üst paragrafta hiçbir bok anlatmamış olduğunu, yeni gelecek taze bir paragrafta da ne anlatılması gerektiğini çözümleyemediğini itiraf etmelidir. “En iyisi zart diye keskel alaka bir konuyla yüzsüzce paragraf kadar yeni bir konu açıp, geçmişe sünger çekmeli. Bir bahar sabahı… Evet, belki de bir bahar sabahı… Güvercinler konar cami önlerine.”
Bir bahar sabahı… Evet, belki de bir bahar sabahı… Güvercinler konar cami önlerine. Gerçi kışın da konabilirler. Bir güvercin kadar boş yaşamak var ya hayatı ya da bir kutup ayısı kadar umarsız.
Elde sigara çıkılan yürüyüşlere benzer bir aşkın bitimi veyahut başlangıcı. İkisinin tezat anlamlar ihtiva etmesi hiç önemli değildir. Sonuçta ikisinin de yönü aynı yola çıkmaktadır. Bir aşk, her yönüyle zararlıdır. Kalbe iyi gelmez. Gazetelerin kıç sayfalarında ufak bir kare geometrisi içine sıkıştırılmış puntolu, küçücük “Çikolata ve aşk kalbe iyi geliyor!” gibi martavalsal haberlere kanılmamalı. Aşk gayet sigara içirtici bir muhabbettir. Sigara tiryakisi ol-olma adamı kanser eder.
“Ah aşk olmasaydı ise eğer yani nasıl yaşanılırdı ki bu hayatta? Beyaz atlı prensim/dolgun göğüslü prensesim nerede?” yapısındaki soru sorarmış gibi alttan cevap veren osuruk cümleler sanılanın aksine bünyede gaz yapar.
Aşk da hayat kadar boş ve saçmadır. Yaşanılasıdır.
Ya nasıl da şak diye “Yaşanılasıdır.” Deyip de el-ense çektim sana okuyucu? Farkında mısın? Değil misin? Yazdıklarım hiç umurunda bile değil mi? Benim umurumda olsa şu koca saçma blok halinde siteler oluşturmuş tuğladan harfleri dizer miyim art arda hiç?
Dizmem.
Ufak bir can sıkıntısıdır anlatmak istediğim ey sevdiğim okuyucu. Yazmak huzur verseydi eğer neden koca külliyatlar yazan ustalar hala devam ederdi yazmaya? Yazdıkça, kustukça rahatlar insan. Ve kus kus bitmeyen demek ki huzurmuş be Kofi Annan! (Nesirde kafiye.)
Daimi huzuru arayan huzursuzlar olaraktan son bir paragraf boyu katlanın şu çileye. (Tamam, korkmayın az kaldı.)
“Benim hayattaki en büyük derdim-sıkıntım huzurlu olmak. Huzuru sıkıntı ettikçe rahata eremiyorum. Huzursuz olmam huzurumu bozuyor!”
Zaftrik Zafromel’den Aforizmalar- Bknz. Zafromel Larus Syf. 51 Başlık: Ne kadar da hede hödöyüm, aforizmam bile var!
Öpüldünüz!
Zafer
Buraya normalde tarih, saat ve şehir yazıyorum ama boş verin. Nasılsa bir işe yaramayacak. Tıpkı benim gibi…
