Dingil Taklak

Mart 14, 2007 at 1:45 am (Saçmalamalar!)

dingil.jpgtaklak.jpg

Dingil olarak dingildek şekilde dingil dingil dingilce şeyler düşünürken bulursun  kendini çoğu zaman. 

 Tramvayda, otobüste, kuruyemişçide, asfalt yolda tabanvay üzerinde “v” ve “s” “v” ve “s” kıçına bir de nokta ekle. 

Düşünceler yuvarlandıkça beyninde, sen de döner durursun tepe taklak kendi eksenine ters vaziyette. Bir Hollywood aksiyon filmi tadından çok, Fransız çok gerilmiş, gergin, elde Jitan bir aktörün iç dingildemesi yönünde bir tat çalınır diline, ekşimsi olan bir kokudan ilk kez haz edersin. Küçük dünyanda yeni yeni küçük dünyalar keşfedersin. Toptan salakça. Perakendeye vurunca daha andavalca fakat bir o kadar gözden ırak. Hem de ucuz. 

Toptan alıp perakende satarsın. Alan da sen satan da sen. Düşünce kurunu kendin ayarlarsın. Wall Street’ini sevdiğiminin beyni. Para da bir değer ölçüsüdür. En düşük değeri ona verirsin. O ise sana inat dünyaları alır içten içe.  “Düşünmenin değeri biçilebilir miymiş hiç? Hıh! Saçma bi kerem..” söylenen kişiye sakız çiğnetir cümlelerdendir, dingilder dingil dingil. Ve yine “v” ve “s” kıçına da bir nokta ekle. 

Kafiyeli dingildemeler, saçmalamalara çanak tutar bir tutam paragraf boyu. Ne yazdığından habersiz devam eder, yokuş aşağı salarsın el-beyin koordinasyonunu. Yazılsın için. Manası olsa ne yazar. Yazmam. Nasılsa dingil taklak bir hiçlik üzerine kurulmuş hayatlarımızın set barajları. Ve ne kadar az metaforsuzsak o kadar doğalız. (Bu paragraf yazıyla tamamen tezat, tükürdüğünü yalamak, bir öyle bir şöyle olmak, içini dökmek, itiraf etmek üzerine. Kısaca “Koy ver gitsin!”.) Bir cümlenin kıçından başına karışıksa eğer kafan, içmiyorsan bile bir sigara yak yalancıktan. Kansere iyi gelir. 

Kanser ki seni sarmaya görsün, ölümdür. Ölüm ise hiçlikse eğer: Yaşam dingildemekten ibaret bir dingilce döngüdür arkadaş! Yaşamla ölüm arasında dingilder dururuz. 

Z.A.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Annanemin Laptopu

Mart 14, 2007 at 1:33 am (Ustalara Saygı Kuşağı)

annanemin laptopu var…kısa olduğu kadar komik bir cümle benim için ve amacım laptopu cümle içinde kullanmak değil…cümle aleme ailemin nur topu annanemi reklam etmek de değil… çünkü bir laptopdan fazlası onun için ; Amerika’da yaşayan oğlunun yüzü o, yerel saatten parmaklarının yardımıyla 8 saat çıkarmak ve “ne güzel imkanlar var artık” demek o…

önce ilaç kutusu ve yanındaki kolonya taşınarak nasibini almış bu yenilikten…masanın ortasında bir laptop – burası önemli – üzerinde dantel var… anlamsız bakışlarım marifetini göstermesi için merhametle karışık bir cesaret verdi ona… danteli kaldırdı, adsl modemin adaptörünü taktı, aralarında “takoz” diyorlar bu adaptöre… ve konuya ne kadar hakim olduğunu göstermek için “birazdan hoş geldiniz” yazacak dedi mağrur bir ifadeyle… yeni gelmiştim ve gerçekten hoş bulmuştum yaptıklarını… otomatik olarak oturum açıldığında annanemin adı ve soyadından oluşan msn adresini okudum ve ne kadar şanslı olduğumu düşündüm..76 yaşındaki annanemin msn adresi vardı.. dayım çevrimin içine girdi.. o zamana kadar bir şey yapmayan annanem dayımın görüntülü konuşma davetini yanıtladığı anda uzaklar yakın olacaktı… sadece bunu yapması yeterliyken, sadece bunu yapabilmesi onun için bir şanstı… touch pad de titreyen parmaklarla “yanıtla” hedefine götürmeye başladı imleci… yani en yaratıcı terimi olan “sinek”… sinek yanıtlaya konduğu anda kapıyı çaldı “tık tık” ve artık dayım kel kafasının bütün parlaklığı ile karşımızdaydı… bir elinde mikrofon, bir elinde bayram şekeri oğlunun gözünün içine bakan bu kadını tebrik edip gittim..evet annanemin laptopu vardı…yakında komşularına dantel örneği gönderirse print screen yaparak şaşırmam…

bu kadar özel bir detaydan genel bir çerçeve çizilmeli mi, yoksa zaten bu yeterli mi bilmiyorum.. ama yetmez diyorsanız alın size özeleştiri kokan tespit…

irc..icq derken msnle tavan yaptık..tek rakibim google talk yazdık, adeselem saolsun yazdık.. kişisel iletilerimizi, kitlesel iletiler kadar iddialı hale getirdik.. an itibariyle anlattık nerde ve ne olduğumuzu.. @cadde, @ofis , @wc.. “yoqum” dedik ama hiç “yoq” olmayı göze alamadık contact list lerde.. kankamızla dertleştik, sevgilimizle kavga ettik.. mimiklerimizin yerini aldı smileyler, zıplayan parmaklar düşen çenenin..ve titreşim gönderdik umarsızca “şşş bak bi” dercesine.. albümler orada çıktı, pul koleksiyonları gösterildi.. üçlü beşli muhabbette kim vurduya gittik… engellendik silindik ama sindiremedik onsuz olmayı.. cep telefonu olmadan nasıl buluşuyorduk sorusundan sonra “hemesen olmadan napıoduk” der olduk.. msnden yola çıkarak forum sitelerine uzanıp yelpazeyi açarsak, ortaya çıkan karakterler nedir ne değildir.. sanalsa hangisi daha sanaldır..sandığımız kadar yavan mıdır sanal alem, yoksa salak mıdır alem, ondan mı kaçar sanaloğlu , gizlenir klavye arkasındaki karakterine.. yoksa zaten o mudur.. o musun…cevap aramıyorum, paylaşıyorum, başa dönüyorum, annanemin laptopu var : )

Utique

Kalıcı Bağlantı 2 Yorumlar

Lynx’ten…

Mart 14, 2007 at 1:32 am (Ustalara Saygı Kuşağı)

Yağmur başladı yine… Battaniyelerin güvenli sıcağı altına çekilip daha da sıcak bir fincan çayı yudumlama vakti… (Tatlım, benimki bergamutlu olsun lütfeen)

 Soğuktur dışarısı şimdi, eser de azıcık, yağmur yön de değiştirdi mi biraz, ne yapacak onlar bilmem… Ne şemsiyeler ne yağmurluklar kar etmezken zavallı bereler ne işe yaradıklarını unutup belki de atılacaklar ıslak köpeğe benzer çantanın bir köşesine…

Eve kadar koşacaklar şimdi. Bilseler koşan daha fazla ıslanır teorisi kanıtlandı, santimetreküpe düşen damla sayısı çarpı zaman bölü hız mıydı neydi, belki koşmaz tadını çıkarırlar. Camı açıp bağırsam bir ikisine, desem ki durun koşmayın, ıslanın biraz, ıslanmak da güzel…

Duyan olur mu?

Yapmayın, ne olur acele etmeyin… Öyle de böyle de ıslanacaksınız yahu, bari çamur sıçratmayın paçalarınıza… Hadi diyelim çamur da oldu üst baş, gülün geçin, ıslanmak çok güzel… Hem dünyada hiçbir pislik yoktur ki birazcık suyla temizlenmesin… Temizlenin!

Hava kararacak az sonra… Bu yağmur durmaz artık; çok sürmez ilk gök gürültüsünü duymamız, hemen arkasından ilk şimşek en güzel mavilerini ve beyazlarını kuşanmış… Her gümbürtü birkaç saniye sonra izleyeceklerimizi haber verecek sonra, saatler boyunca… Bir gümm, üç saniyelik bir boşluk, masmavi bir ağaç dalı, bir gümm daha, beyaz başlayıp laciverte bir akışta ulaşan bir nehir, sonra excalibur, daha sonra bir şövalye ve elinde excalibur…
Bir şeyler anlatmaya çalışır gibi şekiller birbirlerini takip ederlerken.
 

Kaçmayın, koşmayın, saklanmaya çalışmayın… Temizlik ekibinden sonsuza dek kaçabilirsiniz gerçi ama asla saklanamazsınız. Er ya da geç arınacaksınız.

Ve sen! Battaniyelerin ardında saklanan! Elindeki fincanı hemen bırak… Sen de dışarı…

Lynx

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

Utique’ten…

Mart 14, 2007 at 1:30 am (Ustalara Saygı Kuşağı)

gözlerinin feri gidenle kaçmıştı, freni kalmıştı elinde ne denilirse ne denilsin dönen dünyanın – ki elde kalan fren el freni değildi.. sol elde kalan kokusuydu gidenin, sağ elde kalan nikotinin..elde avuçta bir şey kalmamıştı zaten geriye ve uçan kuş bir magazin programı değil, alacaklılara verilen genel isimdi..meteliğe kurşun atamayacak kadar bireysel silahsızdı, frikik de olsa duran topa vuramazdı ama hedef teneffüse çıkan yumuşak karnıydı…

eve gitmeliydi.

Beti benzi attı benzinin bittiğini düşününce..uçurumdan bakarken düştüğünü hayal edip kırılan kemiklerinin sızısını hissetmek gibi.. olumsuz düşüncelerini eleğin üzerinde bırakmak istedi ama “süzülmediğine göre gereğinden fazla büyükler” dedi, her şey ile birlikte onları da kabul etti… “hatalı mıyım?” dedi, ya biterse ne yaparım… cevabı sorunun içinde değildi belki ama içinde olduğu yer cevabı verdi; üç dikiz aynası…

Sağa döndü geridekileri gördü, sola baktı kalanı gördü.. ileri bakarken bile gözüne ilişti geçmişi.. bir yerden bir yere gitmek için üç kere arkaya bakması gerekiyordu, ileriye bakmak kolayken… arkasındakileri gördüğünde kontağı kapattı, çünkü kendini unutmuştu… geçmişi unutacaksa neden bu kadar tarih kitabı vardı.. tarih tekerrürden ibarettir… tarif tereddütten ibadettir af dilemek için gerçekten; çünkü yalın olan gerçeğin tarife ihtiyacı yoktur…elinde kalan tek gerçek freniydi dünyanın, az önce durdurduğu dünyasının ve diğerleri gibi acıydı.

Kestirme yollar evine getirdi ve her zaman ki gibi ayık kafayla park edebileceğinden daha iyi park etti arabasını.. polis çevirmesine denk gelmemişti… zaten birinin polisi, bıngıldağından poposuna kadar saplanmış bir demir çubukla ateşin üzerinde çevirmesine denk gelmesi çok zordu…

Eve geldi.

(1. Bölüm Sonu – Devam Edecek )

 Utique

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

*Sa-yık/çma-layamıyorum!

Mart 14, 2007 at 1:17 am (Saçmalamalar!)

Gafam garuşuk. Bir yanımda ölüm-kalım diğer yanımda diğerleri. Çok “diğerleri” kalıyor ölümün yanında o saçma diğerleri.

Ölüm de hayat gibi saçma. Bir diğeri en az öbürü kadar gerçek. Ee, ne manası var o zaman her bir şeyin? Uyarırım! Çok ünlemli kendi yapılarına şaşıran cümlelerdir kurduklarım. Çok garip ve pek acayiptir tutkularım. “Garip” kelimesini koyduk ya şakkadanak garip oluyor bulunduğu cümle. Ve hatta “acayip!” Edebiyat denilen budur işte. Birbirine kafiye düğümlü duygu sömürüleri. İhtiva nahoş.

Neden yapıyorum yaptığımı sandığım edebiyatı? Neden yazıyorum? Bittabi kendimi rahatlatmaktır amaç. Ve fakat ölüm hala gerçek ve soğuk. Belki de sıcak. Ölümün ısısı yaptığın edebiyata bakar. Yalnız beyinlerde. Belki de ölümün hiç ısısı yok.

Hiçlik ve ölüm düşüncelerinin etrafında dolanıyorum. Hayatta ve daha koşabiliyorken nah yapıyorum ellerimle onlara doğru. Belki “Hiçlik” tüm olay ama o konulara değinmekten kaçınıyorum.

Ben boşuna yazıyorum. Tek parça, yalın bir cümle arıyorum aslında.

Yazıyorum! Bir nevi ruhsal mastürbasyon. Sıfırdan kök alan motivasyon.

Ne sayıklamayı ne saçmalamayı becerebildim hakkaniyetiyle. En azından bir işi hakkını vererek yapmaktır erdem denen tabirin uygulamadaki karşılığı.

Benim erdemim ise yapamadığımı bilmek. Bilemeyeceğimi bile bile bilmeye çalışmak.

Kelimeleri toparlayıp cümle yapamıyorum!

Üzülüyorum… 

Z.A. 

*Goblin ve Utique’e ithafen.

Kalıcı Bağlantı Yorum Yapın

Next page »