İneği Sağmaya Başlayın
Kimi kaynaklardan aldığım duyumlara göre blogumun kapanma ihtimali kamuoyunda büyük üzüntü yaratmış, Bangladeş borsası batmış hatta ülke yerküre haritasından kendi isteğiyle kaldırılmış. Bu arada kimi arkadaşlarım da ismi lazım değil beni gaza getirebiliyorlar devam etmem için, sadece tek bir cümleyle.
Valla paşa keyfim ne der bilmiyorum ama blogumun devamı için yine ismi lazım değil bir arkadaşım eniştesini devreye sokarak eniştesinin büyük peynir üretici firmasını bloguma sponsor edebileceğini dile getirdi. Ben de haftada iki kalıp yarım üç kalıp tam yağlı peynire, hit başına da dilim kaşar paketine kendileriyle anlaştım. Şimdi sözleşmenin noterden gelmesini bekliyorum, noter nazlanıyormuş kırk beş teele için, o hallolsun blogum devam edecek sanırım ya da bilmiyorum “Blogum devam etti, edecek, etmez.” diye diye üç tane yazı yazdım lan adam gibi ceketimi alıp, kepengi kapatıp gidemiyorum işte, seviyorum lan ben blogumu, sigaram, çayım gibi bir şey oldu.
Son zamanlarda blogumla ilgili asıl sıkıntıyı söylemem gerekiyorsa söyleyeyim, gerekmiyor ama söyleyeyim, konu bulamıyorum. Evet, konu bulamıyorum. Aslında buluyorum sonra bilgisayarın başına gelince unutuyorum ama bundan sonra zaman kipi ne olursa olsun saçmalamayı planlamaktayım. Sıkı durun ve saatlerinizi ayarlayın. Dis samır!
Zafromel Pırodakşıns Pirezents:
Zafromel: Dı Bigining
Ey Altantois Sözüm Sana!
Altantoiiiiiiiis! Altantoiiiiiiiiiiis! Hektooooooor!
Lan huştik! Beni türlü şekillerde gaza getirmeye çalıştığının farkındayım. Bilesin. Hayır demagoji yapıp “ağlamaklı oldum” gibi tabirler de kullanmışsın. Uğur Dündar gibi bakarım ilk önce sana ne olduğunu şaşırırsın ahanda bak şöyle bakarım hatta el-kol havada sorarım, isyan ederim:

“Blogumda geçmiş yazılarımdan herhangi bir yolsuzluk bulun ben bu blog işini bırakırım arkadaş! Hatta bulmayın yine de bırakırım ama o zaman bırakma işini zamana bırakırım. Ey Altantois seninle kozlarımızı bloglarımızdan paylaşacağız hodri heyhan!”
http://altantois.blogspot.com/2009/06/me-llamo-lopez.html
Bak ne güzel de hesap soruyorum sana. (Tavşan fotoşopuna gülerken kafamı koltuğun sol köşesine çarptım. Güldürme beni arkadaş.)
He benim işim bitti ama sanmayın ki bu konu burada noktalanacak. Hadi ben gidiyorum.
Şud Ay Sitey or Şuday Go?
An itibariyle 10.000′inci hitime sekiz tıklanma uzaklıktayım. Bir-iki ay önce kafamda dolanan tilkiler iyice açığa çıktı. Bu blog devam mı etmeli yoksa “Başlarım bloguna eskiden blog mu vardı?” mı demeli. Bunu zaman ve elbetteki paşa keyfim belirleyecek. Şimdilik buralardayım. Ayrıca nedense bu tip ayrılma melankolilerini mazoşist bir şekilde seviyorum. Ayrıldığım forumlarda da bunu yapmıştım. Şener Şen’in canlandırdığı Ziya gibi: “Bak abi gidersem dönmem ha! Bak gidiyorum, gidiyorum bak! Eeeeeh!” Ceketimi alıp terk-i wordpress eyleme düşüncesi pek bir Kadirizm koktu bana. Artis miyim neyim?
Belki başka yazı yazmam, o sebepten bu zamana kadar şu an görüştüğüm/görüşmediğim, hiç tanımadığım, yolunu şaşırıp buraya gelen, kısaca buraya bir şekilde mola için uğramış herkese teşekkürler, otobüsünüz sekiz dakika sonra kalkacaktır belki de kalkmayacaktır, şoför abinin yemeğini bitirmesine bakar. Çaylar şirketten lütfen allahın adını verdim bak para ödemeyin.
Hepinize çok teşekkürler. Feyırvell!
Başlıktan Kasıt?
Tekrar merhaba! Günler günlerin ardından David Gilmour’u dinlemelerdeyim. Ağzım, yüzüm buruşa buruşa sanki soloyu ben atıyormuşçasına tribe giriyorum dinlerken. Eğer “Ulvi” diye bir şey varsa o kesinlikle “Comfortably Numb” adlı güzide eserin solosudur.
Konu bütünlüğü açısından her paragraf birbirinden ayrı Eski Türkçe beyitler dizisi olabilir bu adına “Post” dediğimiz şey. Pek de önemli değil açıkçası adının ne olduğu. Şu sıralar bir karar aşamasındayım. Çok sevdiğim blog sayfamı kapatıp kapatmamakla ilgili çelişkiler yaşıyorum. “10.000′i bulsun, kapatacağım.” diye karar alıyorum. Açıklamak gerekirse bu blogun içinde çok fazla yerde pek çok dikenli bölge bulunmakta. En kısa yoldan şöyle anlatayım: Bir “Turn the Page” durumu söz konusu. Keşke paket yapıp elimin altında cd gibi tutabilseydim bu blogu, gerçi pek bir işe yaramazdı. (”Pek” kelimesini neden bu kadar çok kullandığımı ben de pek anlamadım, idare ediverin artık.)
Bir kaç olasılık olası:
- Aynen devam edebilirim.
- Burayı amerigan usülü yıkıp yerine yenisini yapabilirim.
- Burayı yıkıp sonra deli gibi pişman olabilirim. Fakat yeni bir blog açmam.
- Ne yapacağımı bilemeden ortalık yerde kafamda huni Atalar sahilinden Suadiye ışıklara kadar koşmaya her an başlayabilirim.
Tüm bunlar olasılık elbette. Gerçekleşmesi muhtemel olaylar. Sanki haftanın altı günü çalışmıyormuşum ve işim başımdan aşkın değilmiş gibi haftanın izinli olduğum yedinci gününü bu tip düşüncelerle neden geçiriyorum? Bilmiyorum.
Şu an için bildiğim tek şey; Scarlet’in ilk okuduğumda, gülmekten koltukta kafamı sağa sola çarptığım bir post bitiriş cümlesi “Paşa keyfim bilir.”*
* Bu bitiriş cümlesindeki muhteviyatta benim kendimden geçerek gülmemi sağlayan asıl detay, cümlenin ünlem işareti ile bitecekmiş gibi görünüp bir anda küstah bir şekilde alelade nokta ile sonuçlanmasıdır ve cümlenin anlamına anlam, tavrına tavır katmaktadır.
He bu postun üstü Tophane altı Şişhane oldu fakat dayanamayıp arak yapacağım;
Paşa keyfim bilir.
Havlu Günü Yaklaşıyor!

“Bir kitap okudum hayatım değişti beah!” klişesi çoğu durumda insanın ağzından fırlayıverebilir, bunun olabilmesi için ise oluşabilecek durum ve olaylardan bir kaçı aşağıda verilmiştir:
Durum 1: Bu cümleyi söyleyen kişi hayatında sadece bir kitap okumuştur. Olasılık: Türkiye’de sokaktaki insanlardan herhangi biri.
Durum 2: Bu cümleyi söyleyen kişi hayatında bir çok kitap okumasına karşın bir yerlerde kazara herhangi bir; Ferhan Şensoy, Haldun Taner, Sait Faik Abasıyanık, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Nazım Hikmet, Frank Herbert, Richard Matheson -ve daha bir çokları- kitabına rastgelmiş ve okumuştur. Olasılık: Kadıköy’de kilise sokağında yürüyen herhangi biri.
Durum 3: Bu cümleyi söyleyen kişi hayatında sadece bir kitap okumasına rağmen o kitap Douglas Adams’ın “Otostopçunun Galaksi Rehberi” kitabıdır. Olasılık: 2 üzeri 2079460347:1 (İki üzeri iki milyar yetmiş dokuz milyon dört yüz altmış bin üç yüz kırk yedide bir!)
Bir edebiyat klasiği olarak Otostopçu’nun Galaksi Rehberi (Hitchhiker’s Guide to the Galaxy)hakkında binlerce bilgiyi internette bulabilirsiniz. O tip geyiklere girmeye hiç gerek yok. Sadece söyleyebileceğim şu güne dek okuma fırsatı bulmadıysanız bir an önce okuyun! O kadar. (Ciddiyim, gidin, okuyun… Gerisi zaten ilk sayfaya başlamanızla birlikte gelecektir. Ayrıca Gülbin’e beni bu kitaba yönlendirdiği için ne kadar teşekkür etsem azdır. )
Bu kitabın yazarı Douglas Adams denen dahi herif ise 2001′in 11 Mayıs tarihinde vefat etti. Kuşkucu Somon kitabında kendisiyle yapılan bir röportajda altıncı Otostopçu kitabını yazmayı düşündüğünü söylemiş üstad. O kitabın gelememiş, vücut bulamamış olması kesinlikle ancak Marvin’in cevap verebileceği bir durum ve kendi adıma söylemeliyim ki hayattaki çoğu şeye (Savaşlar, adaletsizlik, salak aşk acıları vb.) hiç bu kadar üzülmemiştim.
Ölümünden sonra hayranları 25 Mayıs’ı dünyadaki tüm Douglas Adams okurları, fanları her neyse onlar için işte; Havlu Günü ilan etmişler. -miş diyorum çünkü bu benim dünyaya Douglas Adams sayesinde tamamen farklı bir bakış açısıyla bakacağım ilk 25 Mayıs olacak. Her 25 Mayıs, bu dediğimiz hayranlar omuzlarında tüm gün havluyla geziyorlar. Basit ve dahice. Cümleleriyle dimağ açan bir üstada naif ,ince bir saygı duruşu. (Tekrar söylüyorum; okumadıysanız okuyun. Ben şu anda “okutturun!” kısmını yapmaya çalışıyorum. Okumayanlarınız okuduktan sonra benim mertebeme ister istemez zıplayacaklardır.)
Havlu Günü demiştik değil mi? İşim-gücüm olduğundan o gün omzumda bir havluyla gezemeyeceğim, artık pek de öğrenci sayılmam. Ancak, hani olur da bu 25 Mayıs’ta, bileğinde ufak ve muhtemelen siyah bir havluyla gezen kendi halinde bir tezgahtar görürseniz ona “Arthur!” diye bir seslenin. Belki bu hareketi yaptığınız için kendinizi biraz aptal hissedebilirsiniz fakat… sakın panik yapmayın, bu hitap büyük ihtimalle size sütlü bir Earl Grey olarak geri dönecektir.

Douglas Noel Adams (DNA) 1952-2001